Takvimde yapraklar bitti. Yeni yapraklar, yeni umutlar yüklendi 2026 takvimine. Saatler 00.00’ı gösterince, geri sayım yapılınca ve dilekler tutulunca yeni bir seneye girmiş oluyoruz. Hep bir değişim umudu, yeni seneden yüksek beklentiler… Peki, ne değişiyor?
Değişen duvardaki takvim.
Her yeni yıl, bize umut satılan bir vitrin gibi sunuluyor. “Bu yıl her şey farklı olacak” cümlesi, en çok tekrar edilen ama en az tutulan vaat. Sokak aynı sokak, cüzdan aynı ağırlıkta. Yeni yıl; eski dertlerin, yeni ambalajlarla önümüze konulduğu bir zaman dilimi sadece.
Toplum olarak yeni yıla yüklediğimiz anlam, biraz da çaresizliğin aynası. Çünkü çözemediklerimizi bir sonraki yıla devrediyoruz. Geçim sıkıntısı, artan fiyatlar, bitmeyen sorunlar… Bireylerin değişeceğine inanmak istiyoruz, belki de mecburen.
Mesajlar hep aynı:
Sağlık, para, mutluluk, huzur.
Eşitlik, adalet, güven gibi dilekler ise hayatımızda daha az yer buluyor. Çünkü gerçekleşeceğine inanmıyoruz sanırım.
Aslında yılbaşı akşamları, bir yılın birkaç saatliğine unutulduğu bir avunma molası. Belki de yeni yıldan mucize beklemeyi bırakmanın tam zamanı. Çünkü gerçek değişim iradeyle başlar. Alışkanlıklarla yüzleşmeden, hatalarla hesaplaşmadan hiçbir yıl “yeni” olamaz.
Yılbaşı kutlamaları, ülkedeki derin uçurumları daha görünür kılıyor. Bir masada israf, diğer masada eksik ekmek… Bir tarafta şampanya, bir evde borç defteri. Herkesin yeni yılı karşılama şekli farklı. Yeni yıl mı gelmiyor, yoksa biz mi aynı yerde sayıyoruz? Aynı yanlışları sürdürüp farklı sonuçlar bekliyoruz.
Size bir sır vereyim mi?
Noel Baba da artık umut dağıtmaktan vazgeçti.
Baktı ki hiçbir şey değişmiyor, milleti kandırmaya gerek duymadı belki de.
Peki, bize ait olmayan bu kültür nasıl bu kadar kolay empoze edildi? “Biz Noel’i değil, yılın gelişini kutluyoruz” cümlesiyle kendini savunan halkımızın poşetlerinde Noel Babalı hediye paketleri dolaşıyor artık.
Biz ne ara kendi kültüründen bihaber, yabancı hayranı bir toplum olduk?
Kaç kişi sokakta kaç vakit namaz olduğunu bilir; gusül abdestini sor, bakalım kaç kandilin adını sayabilir? Bayramlarda tatile gitmek bizim kültürümüz müydü? Büyük ziyaretlerimiz, kandil hediyeleşmelerimiz, kabir ziyaretlerimiz ne zaman unutuldu?
Bilenlere, kutlayanlara sözüm yok; bu bir tercih meselesi. Ancak soyumuzu, nereden geldiğimizi unutmamak zorundayız. Kendi kültür ve inançlarını, sinsi bir üslupla hayatımıza yerleştiriyorlar. Farkına bile varmıyoruz.
Ankara’da, Kızılay’da yapılan yılbaşı kutlamalarında yaşanan taşkınlıkları her sene ekranlardan izliyoruz. Eğlenmeyi bilmiyoruz. Kontrolsüz, ölçüsüz ve sorumsuz bir eğlence anlayışı… Dış güçlerin de istediği tam olarak bu: Bizi bize kırdırmak.
Kendi kültürümüzü bilerek, tanıyarak hareket etmeliyiz. Siz hiç kurban kesen bir Hristiyan gördünüz mü? Hicrî yılbaşını kutlayan, kandillerde oruç tutan başka bir inanç grubu? Onlar inançlarına bu kadar bağlıyken biz neden taklit ediyoruz?
Her şey ortada. Bu topraklar, bu ülke, bu kültür bizim. Başkalarının gölgesinde silinip gitmesine izin vermeyelim.