enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,4627
EURO
53,2248
ALTIN
6.260,77
BIST
14.820,81
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Az Bulutlu
20°C
Yozgat
20°C
Az Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
21°C
Salı Parçalı Bulutlu
21°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
24°C

“Vaktinden önce öten horozun kellesi gider…”

“Vaktinden önce öten horozun kellesi gider…”
22.06.2026
A+
A-

Sohbetlerimde, konuşmalarımda yeni hikâyeler, geleceğe ait fikirler, “Şöyle olsa daha iyi olmaz mı?” tavsiyeleri ve yorumları yapardım.

Bu sene bana ne oldu bilmiyorum ama bir duraksama yaşıyorum…

Geleceği de, yeni şeyleri de konuşsam geçmiş aklımdan çıkmıyor; bir yerlere, bir şeylere otomatik olarak eklemliyorum.

Neden acaba?

Bu problemi kime sorsam acaba? Sadece ben mi böyleyim, yoksa benim yaşıtlarım da böyle mi diye bir arayıştayım.

Önceden ağzıma geleni ağız dolusu konuşurdum. Karşımdaki bundan incinir mi, kırılır mı, üzülür mü demezdim. Allah ne verdiyse yüklenirdim haklı çıkmak için ve çoğu kez bunu başarırdım.

Şimdi biraz sesimi yükseltmek istiyorum, hemen aklıma geliyor:

“Ya sen bağırıyorsun da yüksek sesle konuşuyorsun da karşındakinin tansiyonu mu çıkar, şekeri mi yükselir, kalp ritmi mi bozulur veya en azından morali, motivasyonu mu bozulur?”

Artık Yeniçeri askerlerine benzemeye başladım!

İki ileri, bir geri adım atıyorum.

Cesaretim mi kırıldı?

Yoo…

Neden diye kendime sordum!

Ama cevabını da buldum.

Sabırla koruk üzüm olur.

Sabreden derviş muradına ermiş.

Sabır, zaferin anahtarıdır.

Her şey vaktine esirdir.

Vaktinden önce öten horozun kellesi gider.

Her şeyin bir vakti, saati vardır. Tam o an, tam orada gelir kapına dayanır. Hızır Aleyhisselam sanırsın; nasıl da oradaydı bilemezsin, şaşırır kalırsın.

“Hemen şimdi olmalı, yoksa bir daha asla” dediklerin karşına öylece çıkmaz… Sen geciktiğini düşünür, kıvranıp durursun ama olmaz… Çünkü henüz vakti saati gelmemiştir.

Mesela 20’li yaşlarında arkana bakıp geçip giden koca bir ömür göremezsin. O yaşlarda gözlerin ufka takılıp kalır. Saçların dalga dalga rüzgârda savrulurken akıp giden günleri bilemezsin. Hazan mevsiminden de anlayamazsın…

30’una basmadan bir öğleden sonra ceketini omzuna vurur, bütün patronları, işleri, iş yerlerini arkanda bırakıp yürür gidersin. Belki bir de sigara yakar, “Eyvallah” dersin… Arkana bakmadan çekip gitmenin de bir vakti vardır.

Çocuklarını kucağına aldığında ilk önce kavrayacak minicik, yumuk yumuk bir elden başka bir şey görmezsin. Ona işaret parmağını uzatırsın, yıllarca ona tutunup yanında yürür. Gözlerinde şaşkınlık ve meraktan başka bir şey yoktur. Ama 20’sine bastıklarında o gözlere tekrar baktığında, dalga dalga akıp giden coşkulu nehirler görürsün.

Gençliğinde “Dünyanın bin bir türlü hâli var” ne demek, bilemezsin. Onu öğrenmek için 50’nin kapılarını aralamış olman gerekir.

60’lı yaşlarına merdiven dayadığında sen istemesen de dönüp arkana bakarsın… Adeta resmigeçit yapar gibi atlattığın badireleri, üstesinden geldiklerini, altında kaldıklarını, seni senden alanları, sana yar olmayanları görürsün. Ağır ağır, iki hiçlik arasındaki bir benlikten başka bir şey olmadığını hissedersin.

Dünyanın düzeni budur… Öyle insanların icat ettiği yasalardan da değildir. O, kendi zamanında yol alır. Bazen hafifçe duyarsın o saatin tik taklarını… Tıpkı arkandan gelen ayak sesleri gibi…

Anı, zamanı sayar; tik tak… tik tok… Toprak olsan da bu kural değişmez. Zamanında kabarırsın. Tohumlar toprağa tam vaktinde düşer…

Sonsuz bir döngü gibi gördüğün ırmakların da vakti vardır. Köpük köpük akarlar bazen, sonra durulur, bulanır, kalakalırlar öylece… Nefes alıp verdiğini bile anlamazsın. Ardından bir anda tepelerden aşağı bırakır kendini… Sonra bir bakmışsın su gitmiş, yatağı kalmış…

İntikam bile bekler

Hırsızın, arsızın da bir vakti saati vardır. O da her vakit orada değildir. Devran dönmeden önce, “Fırsatını bulmuşken” der…

İntikam bile pusuya yatıp bekler, tam vaktinde çöker boğazına… Ne önce ne sonra; tam zamanında…

Bir de öfkesi vardır insanın. Bir süre başı önde yürür, ardından dişlerini, sonra yumruklarını sıkar, taş gibi olur; yanındakine omuz verir. Gelen, gelebilecek her türlü musibete meydan okur.

Vakti gelmeden açan çiçekler de bu dünyanın gerçeğidir. Ama bir filizkıran fırtınası alır götürür onları… Hele söz konusu insan olunca vaktini, zamanını bilmek, anlamak çok zor olur. Günün birinde zamansız yollara döküldüğü için öfkeli insan selleri menzilini bulamaz, kırılır…

Bazen sen hazır değilsindir; on binler bir parkı savunmak için yola çıkıp dünyayı değiştirmeye soyunur. Ansızın gelip kapına dayanırlar.

Vakti gelir yargılanırsın, zamanı gelir yargılar, hüküm verirsin. Her şeyin bir vakti, saati vardır…

Selametle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.