enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
43,6348
EURO
52,0461
ALTIN
7.106,26
BIST
13.771,82
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Çok Bulutlu
5°C
Yozgat
5°C
Çok Bulutlu
Salı Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Çarşamba Çok Bulutlu
3°C
Perşembe Yağmurlu
8°C
Cuma Yağmurlu
9°C

“Sessiz çığlık”

“Sessiz çığlık”
10.02.2026
A+
A-

Türkiye’nin en büyük partisi şu an emekliler; sayıları yaklaşık 17 milyon…

Türkiye’de hayatta kalma mücadelesinin yeni adı: Emeklilik.
Yıllarca çalışan, alın teri döken, vergisini eksiksiz ödeyen milyonlarca insan bugün emekli olduğunda huzuru değil, geçim korkusunu yaşıyor. Emeklilik, olması gerektiği gibi dinlenme ve güven duygusu sunmak yerine, belirsizliklerle dolu bir sürece dönüşmüş durumda.

Bu korkunun merkezinde ise tek bir kavram duruyor: Prim gün sayısına bağlı maaş adaletsizliği.
Aynı yerde çalışmış, aynı tozu yutmuş, aynı vardiyalara gitmiş iki insan…
Aralarındaki tek fark prim gün sayısı. Mantık şunu söyler: “Daha çok prim, daha yüksek maaş.” Ancak uygulamada tablo hiç de böyle değil.

Aradaki maaş farkı ya yok denecek kadar az ya da sistemin karmaşık hesapları içinde tamamen eriyip gidiyor. Bu sorun yalnızca matematiksel bir hesaplama problemi değil, derin bir vicdani yara. Çünkü emeğin değeri rakamlarla küçüldükçe, adalet duygusu da zedeleniyor.

“Ne kadar çalışırsan o kadar kazanırsın” anlayışı, sosyal devletin temellerinden biridir. Ancak prim gün sayısı ile maaş arasındaki bağ zayıfladıkça, sistem emeği değil, tesadüfü ödüllendirir hâle gelmiş durumda. Bu durum, hâlihazırda çalışmakta olan herkesin zihninde devlete karşı güven sarsıcı sorular bırakmaktadır.

Yirmi beş yıl ağır işte çalışan birinin maaşı ile, prim yatırarak daha az prim gün sayısıyla emekli olmuş birinin aynı maaşı alıyor olması adalet değildir. Sosyal devlet matematikle değil, vicdanla yönetilir.

Emekliler uzun yıllar boyunca devlete yükmüş gibi gösterildi. Oysa onlar zamanında vergisini ödeyen, üretime katkı sunan ve bugün de tüketimiyle ekonomiyi ayakta tutan bir kesimdir. Şu an sessiz bir kırgınlık var. Kimse bağırmıyor, sokağa dökülmüyor; ama herkes içten içe aynı soruyu soruyor:
“Ben bu kadar yıl neden çalıştım, emeğimin karşılığı bu mu?”

Alma–verme dengesinde emeğinin karşılığını alamayan emekliler üzgün ve yorgun. Adalet, herkesin eşit maaş alması değildir; herkesin emeğinin karşılığını almasıdır. Eğer bu sistem bunu sağlayamıyorsa, sorun emeklide değil, açıkça sistemin kendisindedir.

Emekliler lüks istemiyor. Ne ayrıcalık ne de imtiyaz talep ediyorlar. Tek istekleri; ödedikleri primin, verdikleri emeğin gerçek karşılığını almak. Çünkü emeklilik bir sadaka değil, alın terinin gecikmiş maaşıdır.
Ve alın teri ancak adaletle kurur.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.