Bugünlerde siyaset sahnesinde gözlemlediğimiz manzaralar, sadece bir iktidar arayışından öte, ülkenin geleceğini ipotek altına alabilecek derin bir kutuplaşmanın ve hamaset dilinin yükselişini gösteriyor. Özellikle muhalefet kanadının “iktidar olmak uğruna” yürüttüğü siyasetin vatandaşta yarattığı etki, endişe verici boyutlara ulaşmış durumda.
Bu siyaset dili, ne yazık ki yapıcı eleştirinin ötesine geçerek doğrudan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı kin ve nefret aşılayan bir zemine kaymıştır. Vatandaşın hak etmediği bu sertlikteki dil, sadece toplumsal barışı zedelemekle kalmıyor, olası bir iktidar değişiminin getireceği kaosa da zemin hazırlıyor.
Peki, bu dilin ardındaki gerçek ne? Farz edelim ki bu “kin ve nefret” siyaseti ile beslenenler bir mucize eseri iktidara geldiler. Vaat edilenler, dillendirilen iddialardan ibaret laflar, hamasetten başka bir şey değildir. Emin olun ki bu iddialı lafların hiçbirini yerine getiremeyeceklerdir. Hatta daha da kötüsü, ülkenin bugün zorlu mücadelelerle elde ettiği konumu, bir hız treni misali en az yirmi yıl geriye götüreceklerinden şüphe duymamak gerekir. Çünkü siyaset sadece eleştirmek ve yüksek perdeden konuşmakla yapılmaz; tecrübe, vizyon ve süreklilik ister.
Örneğin, en çok eleştirilen alanlardan biri “terörsüz Türkiye” çalışmasıdır. Muhalefet sadece laf cambazlığı yapıyor; attıkları adımlar, konuştukları laflar ne kadar da gerçeklerden uzak… Halbuki siyaset, sağlam temeller üzerine oturduğu kadar faydalıdır. Muhalefetin siyaset yapma biçimi yakından incelenmelidir. Eleştiri yapmak ile topluma fitne saçmak aynı şey değildir. Muhalefet, terörsüz Türkiye konusunda bu icraatları bırakın yapmayı, laf düzeyinde bile sürdüremeyeceklerinden adım gibi eminim. Terörsüz Türkiye, içerideki günlük siyasi çekişmelerin ötesinde, devlet aklı ve tutarlılık gerektirir.
Gelinen noktada, muhalefet sadece “laf cambazlığı” ile kandırılan ve olası bir iktidar değişiminde hayalleri boşa çıkacak büyük bir kesim yaratıyor. Bu tarz bir yönetim anlayışı, ülkeyi içerideki kısır döngüye mahkum ederken, dışarıda ise küresel güçlerin köleliğine mahkum etmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Siyaset, kin ve nefret üzerine kurulamaz. Siyaset, ülkenin çıkarlarını merkeze almayı, sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi ve halka gerçekçi vaatler sunmayı gerektirir. Aksi takdirde sadece bir dönemin hezeyanı olarak tarihe geçecek, ülkeye de geri dönülmez zararlar verecektir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan, hamasetten uzak, gerçeğe dayalı, vizyon sahibi ve en önemlisi devleti yönetme ciddiyetine sahip bir siyaset anlayışıdır. Vatandaş, bu sınavda kimin sadece laf, kimin ise icraat ürettiğini çok iyi tartmalıdır.