enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,3422
EURO
55,3107
ALTIN
6.634,68
BIST
12.240,52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Az Bulutlu
14°C
Yozgat
14°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
17°C
Cuma Parçalı Bulutlu
18°C
Cumartesi Açık
19°C

“İğneyi Kendimize, Çuvaldızı Başkasına”

“İğneyi Kendimize, Çuvaldızı Başkasına”
09.10.2026
A+
A-

Kültürümüzde, geleneğimizde ariflere ait öyle çarpıcı sözler, cümleler vardır ki duyanı, okuyanı yerinden kaldırmaz, yerinde de bırakmaz. Tefekkür edebilen insanı oturduğu sandalyede biraz daha ağırlaştırır, biraz daha sessizleştirir, biraz daha derinlere götürür. Bu sözler, bütün ağırlığıyla süzgecinden süzüle süzüle geldiği tarihin öbür yüzüne doğru akıştadır.

“Hepimiz seçici günahkârlarız” sözü işte tam da böyle bir cümledir. Söz öyle derinlere çakılıdır ki ne bir fetva gibi hükmeder ne de bir vaaz gibi yükselir. Sözün ağırlığı, bize tuttuğu çok katmanlı aynada anlaşılır; zira gören gözler için aynayı insanın yüzüne biraz daha yaklaştırır. Aynanın büyüteçli katmanı insanın yüzüne yaklaştıkça, önceleri kusursuz görünen yüzün gözenekleri, lekeleri, izleri belirmeye başlar.

Amacımız bu yazıyla bir ilmihal bahsi açmak değildir. Amacımız, başkasını yargılamak suretiyle kendimizi temize çıkarmak hiç değildir. Şems-i Tebrizi’ye nispet edilen söz şöyledir:

“Kendi işlediğimiz günahları değil, hoşumuza gitmeyen günahları işleyenleri yargılarız. İnsan başkalarını yargılarken adalet arar, fakat kendini yargılarken mazeret. Ve en çok kendi işlediği günahları affeder.”

Herkeste yankı uyandıran bu sözün söylediği şey, istisnasız her insanın içinde bir karşılık da buluyor çünkü hepimiz o “dengesiz” teraziyi taşıyoruz. Bir kefesine başkalarının günahlarını koyuyoruz ve orada terazi son derece hassastır; gramı gramına tartar, en küçük sapmayı fark eder ve buna mani olur. Hatta pirinci ıslatarak ağırlaştıran esnaf gibi başkasının günahına su serpmeyi düşünürüz. Öbür kefesine kendi günahlarımızı koyuyoruz; kupkuru… Ve orada terazi birden gevşer, kefe hafifler, ibre bir türlü yerinden oynamaz. Hilekâr esnafın ibresiyle oynadığı terazi gibi ölçeriz günahlarımızı.

Tasavvuf geleneğinin nefse dair uzun ve ince tahlillerinin merkezinde bu avukatlık yatar. Nefs-i emmâre kötülüğü emreder ama bunu kaba bir şekilde yapmaz; kötülüğü gerekçelendirir, makul kılar, hatta bazen dindar bir kılığa sokar, bizi ikna eder, yakalanma ihtimalini düşünüp savunmamızı bile hazırlar.

Dahası, nefsimiz bize başkasının günahına öfkelenme oyununu öğretir. Çünkü başkasının günahına öfkelenen ve daha büyük günahlara bulaşan kişi, o öfkenin içinde kendini temize çıkarır. Öfke, günahı ağır insanda bir tür arınma töreni gibi işler. Günahında boğulan kişi kendine der ki; “Ben böyle değilim ki, bak, ben bunlara ne kadar da kızıyorum! Demek ki ben kötü günahkâr değil, iyi bir insanım.”

Oysa kızmak, kızdığı şeyden uzak olmanın delili değildir. Hatta bazen tam tersine, bir şeye en çok kızdığımız yer, o şeye en yakın durduğumuz yerdir. İnsan bazen kendi içinde bastırdığı şeyi başkasında görünce daha şiddetli tepki verir. Başkasında yargıladığımız, çoğu zaman kendimizde örtmeye çalıştığımızdır. Başkasının bulaştığı ve bizim de kızdığımız o harama, günaha biz imkân bulamamış olabiliriz ki burası dikkate değer. Çünkü ulaşamadığımız, erişemediğimiz, işlemeye fırsat bulamadığımız günah, işlemeyeceğimiz günah değildir.

Seçici günahkârlarız, evet. Bu notun en keskin ifadesi belki de şudur; “Kendi işlediğimiz günahları değil, hoşumuza gitmeyen günahları işleyenleri yargılarız.” Siz de burada bir tuhaflık seziyorsunuz, değil mi? Günahın ölçüsü Allah’ın rızası ve yasağı olması gerekirken bizim yargımızda ölçü, o günahın “hoşumuza gidip gitmemesi” ya da bizce “makbul(!)” bir günah olup olmamasıdır. Yani ilahî bir hükmü, kendi uygun bulduğumuz şekilde estetik ve sosyal bir zevke çeviriyoruz.

Toplumda bazı günahlar son derece “çirkin” kabul edilirken bazı günahlar gayet “olağan” olabiliyor. İçki içen, oruç tutmayan kişi kolayca damgalanır, kınanır, dillere dolanırken; kibirli, hasetle kıvranan, riyakârca ibadet eden, dilini gıybetle besleyen, ticarette ölçüyü kaçıran, mirasta hak gasp eden, işçisinin alın terini geciktiren kişi çoğu zaman aynı damgayı yemiyor. Hatta bazen böyleleri “zeki”, “kurnaz”, “ayakları yere basan”, “işini bilen”, “akıllı adam” diye takdir bile edilir.

Selametle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.