enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,2690
EURO
53,5644
ALTIN
6.277,08
BIST
13.938,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Yağmurlu
19°C
Yozgat
19°C
Yağmurlu
Pazar Hafif Yağmurlu
18°C
Pazartesi Çok Bulutlu
21°C
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
24°C

“Gün çarığı sıkıyor, Çarık da ayağı sıkıyor…”

“Gün çarığı sıkıyor, Çarık da ayağı sıkıyor…”
14.06.2026
A+
A-

Yozgat, tarihî günlerinden birini yaşadı. Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin, gün boyu bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Yaptığı ziyaretlerde siyasilerle, bürokrasiyle ve halkla bir araya geldi. Lakin programlarda katılımcılarla yapılması gereken müzakereler yapılamadı, maksat hâsıl olmadı. Aceleyle bir yerlere yetişme telaşı içerisinde şekil şartı yerine getirildi ve bir başka programa geçildi.

Elbette yapılan bu ziyaretler değerlidir, kıymetlidir.

Eğitim konusu; toplumun, ülkenin ve geleceğimizin en önemli meselelerinden biri olma özelliğini korumaktadır.

Bakan Bey’in programını son derece yoğun ve sıkı tutması yalnızca zaman darlığıyla açıklanmamalıdır.

İktidar partisi yöneticileri bu tür ziyaretlerde her zaman işin ev sahibidir. Aynı zamanda programın akışını yönetmek, yönlendirmek ve daha verimli hâle getirmek de onların bilgi, görgü ve tecrübelerine göre şekillenir.

Eğitim camiası, devlette istihdam bakımından en büyük yapıyı teşkil etmektedir. Yozgat eğitiminin durumunu bilenler biliyor.

Bu konuda afaki konuşmak, çok yüksek başarılardan bahsetmek, her şeyi dört dörtlük göstermek mümkün değildir.

Öğretimi; binalarla, sınıf sayılarıyla, öğretmen kadrolarıyla, akıllı tahtalarla ve fiziki yapılarla anlatıp başarılı göstermek eksikliktir, işin esasından sapmaktır.

Yozgat, eğitimde Türkiye ortalamasının oldukça gerisindedir.

Bakan Bey’in elinde Yozgat eğitimiyle ilgili istatistiki bilgiler mevcuttur.

Ancak Bakan, konuşmalarının tamamında Yozgat eğitimi ve eğitimdeki başarısızlık konusunun dışında ne varsa esti, yağdı, gürledi…

Bu da bizim dikkatimizden elbette kaçmadı.

Benim burada dikkat çekmek istediğim asıl konu, Yozgat’a gelen bakanların ziyaretlerinde ve hitaplarında ülke geneline ait, yerli yersiz konuşmalar yapmalarıdır.

Ee tamam da… Yozgat’tasın mübarek adam! Elinde neyle geldin, ne getirdin? Elimize ne sürdün ki yüzümüze sürelim?

Bakan Bey gittikten sonra AK Parti mensupları sokağa çıkınca, sahaya inince vatandaş sorduğunda; “Hayırlı olsun, Bakan geldi gitti. Ne verdi, ne getirdi? Hangi eksiği tamamladı?” denildiğinde ne cevap verecekler?

Bürokrasi ve siyaset, içerisinde bulunduğu durumu değerlendirmeli ve vatandaşın beklentilerini karşılayacak dolu dolu programlar yapmalıdır.

Gerisi avuntu…

AK Parti çeyrek asırdır iktidarda. Program nasıl yapılır, misafir nasıl ağırlanır, devlet büyükleri nasıl karşılanır ve nasıl uğurlanır; bununla ilgili önemli bir müktesebata sahiptir.

Siyasi çalışmaların en önemli muhasebesinin yapıldığı İl Danışma Toplantılarının bir yenisi Yozgat’ta, Saat Kulesi’nin dibindeki eski Büyük Sinema unvanına sahip toplantı salonunda gerçekleştirildi. Toplantı salonu yaklaşık 400 kişilik oturma kapasitesine sahipti.

Yozgat merkezden katılım son derece azdı.

Buna rağmen Yozgat’ın 14 ilçesinden gelen misafirler burada kendilerine yer buldu. Yapılan bu istişare ve değerlendirme toplantısında; köyleri, beldeleri ve ilçeleri hakkında fikir ve düşüncelerini AK Parti’nin en üst düzey yetkilileriyle paylaşmak ve problemlerine çözüm üretilmesini istemek üzere toplandılar.

Uzun süredir genişletilmiş İl Danışma Toplantısı Yozgat’ta yapılmıyordu. Dolayısıyla biriken sorunlar ve konular burada konuşulmalı, masaya yatırılmalı ve çözüm önerileri ortaya konulmalıydı.

Toplantının protokol kısmı gerçekleştirildi, katılımcılar imza karşılığında içeri alındı.

Toplantının basına açık bölümünün ardından basına kapalı olarak devam etmesi bekleniyordu. O da olmadı.

Bu işi organize etmekle görevli olanlar, ellerinden geldiği kadar kimseyi kırmadan ve incitmeden programın sevk ve idaresini sorunsuz şekilde tamamlamak için gayret gösterdiler. Ancak görünmeyen bir üst akıl programın formatını altüst etti.

Burada da şekil şartı yerine geldi ama buna gerçekten İl Danışma Toplantısı denebilir mi, emin değilim.

Asıl mesele programın içeriğindeydi.

Katılımcıların selamlama konuşmaları toplantının tamamını kapsadı, kuşattı. Salondakilere herhangi bir söz hakkı verilmedi. Dilek ve temenniler bölümü gerçekleşmedi.

Oysa bu program, usulüne ve esasına uygun şekilde, parti teşkilatının iç yönetmeliğinde yazdığı gibi yapılmalı ve icra edilmeliydi.

Biz burada, kamuoyunun bizden beklediği ve görmek istediği gözlemlerimizi paylaşıyoruz.

Yani bizimkisi…

Gün çarığı sıkıyor,

Çarık da ayağı…

Çarık demişken, yazının anlam ve önemine binaen buraya bir çarık hikâyesi yakışır.

Anadolu’nun bağrında, dağda koyun güden yaşlı bir çoban vardır. Çobanın ayağında yılların yorgunluğunu taşıyan, dağ taş demeden aşınmış, çamurlara bulanmış eski bir çarık bulunmaktadır.

Bir gün çobanın yolu şehre düşer. Şehrin kalabalık caddelerinde yürürken en lüks kunduracı dükkânının önünde durur.

Vitrin ışıl ışıldır. Kadife kumaşların üzerinde, simsiyah boyasıyla parıldayan, dikişleri kusursuz bir kundura durmaktadır. Herkes hayranlıkla ona bakmaktadır.

Ayağındaki kirli ve yırtık çarığa bakan çoban iç geçirirken, çarık da vitrindeki kunduraya bakar. İçini büyük bir kıskançlık, sitem ve isyan kaplar.

Çarık dile gelir:

“Adalet mi bu ey kundura! İkimiz de aynı maddeden yaratılmadık mı? İkimizin de aslı aynı ineğin, aynı öküzün derisi değil mi? Sen ne kadar deriysen ben de o kadar deriyim. Ama sen kadifeler üstünde, cam bölmeler arkasında el üstünde tutuluyorsun. Herkes sana hayranlıkla bakıyor, seni övüyor. Ben ise her gün çamurun, pisliğin ve tezeğin içindeyim. Dağda taşa çarpıp parçalanıyorum, ayaklar altında eziliyorum. Bu nasıl bir kader, bu nasıl bir adaletsizlik?”

Kunduranın Cevabı ve Çile Mektebi

Vitrindeki kundura, çarığın bu sitem dolu sözlerini olgunlukla dinler ve şöyle cevap verir:

“Ey çarık kardeş… Doğru söylersin. Aslımız da neslimiz de birdir. İkimiz de aynı deriden var edildik. Lakin sen bizim buralara nasıl geldiğimizi, bu vitrine çıkmak için neler ödediğimizi bilir misin? Sen serbestçe dağlarda gezerken, ben bu hâle gelebilmek için çok büyük acılardan geçtim.”

Kundura çektiği çileyi anlatmaya başlar;

“Beni ham deri olarak aldılar. Önce günlerce tuzlu ve asitli suların içinde beklettiler. Derim soyuldu, tüylerim kazındı. Günlerce güneşte kurutuldum. Sonra usta bir zanaatkârın eline düştüm.

Eline büyük makaslar aldı. Canımı acıta acıta beni parça parça doğradı. Şekil alayım diye mengenelere, cenderelere sokup sıkıştırdılar. Yetmedi, ayağa uygun hâle geleyim diye sert kalıplara çaktılar.

Daha bitmedi ey çarık…

Usta eline çekici aldı, saatlerce kafama vurdu. Sonra sivri bizlerle derimi delik deşik etti. İçimden ipler geçirdi. En sonunda da kor gibi sıcak demirlerle üstümü ütüledi.

İşte ben bütün bu acılara sabrettiğim için hamlıktan kurtuldum. Eğildim, büküldüm, kalıba girdim ve sonunda güzelleştim.

Bu vitrin bana bedava verilmedi. Ben buraya çile çekerek, bedel ödeyerek geldim. Sen o usta elini görmedin, o çekici yemedin, o makaslardan geçmedin. Olduğun gibi ham kaldın.

Şimdi söyle bakalım; sitem etmeye hakkın var mı?”

Bu sözleri duyan çarık utanır, mahcup olur ve başını önüne eğer.

Çile çekmeden, bedel ödemeden ulaşılan makamın ve başarının kalıcı olmayacağını anlar.

Selametle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.