Recep Tayyip Erdoğan’ın 1976 yılında Milli Selamet Partisi’nin (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı göreviyle resmen başlayan siyasi yolculuğu bu yıl 50’nci yılını doldurdu. Siyasette yarım asır, AK Parti’yle çeyrek asır… Dile kolay!
Erdoğan, Milli Nizam Partisi çizgisindeki Milli Selamet Partisi’nde ilk resmi görevini üstlendiğinde, aslında partiye yeni gelmiş bir “misafir” değil, partinin tabii bir üyesiydi. Bir kere ailesi Anadolu’dan, Rize’den İstanbul’a göç etmişti. İstanbul’un fakir semtlerinde büyümüştü. En önemlisi de İmam Hatip mezunuydu, yani dindardı. MSP, onun yegâne adresiydi.
Davasında samimiydi. Parti disiplinini biliyor ve harfiyen uyuyordu. Kendisini lidere adamıştı. Tam bir hizmet eriydi. Ne görev verilirse hakkıyla ifa etmek için çabalıyordu. Ancak siyasete girdiği ilk günden itibaren uzun boyu, karizmatik yapısı, heyecan ve hareket dolu tavırları, Necip Fazıl’ın yanında pişirdiği belagati ile geleceğin lideri olacağını belli ediyor, bu yönüyle de partinin her kademesinde dikkatleri üzerine çekiyordu.
Erdoğan’ın MSP içindeki itaat ve sadakati sorgulanamazdı ama o, ters giden işleri sorgulamakta gayet cesur davranıyordu. İlk olarak 1976’da İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı seçim yöntemine itiraz etti. Merhum Kadir Mısıroğlu’nun divan başkanlığını yaptığı kongrede delegeyi ikna ederek 22 yaşında ilk siyasi zaferini kazandı. MSP’nin 1978 kongresinde de farklı liste hareketinin içinde yer aldı ve ilk siyasi yenilgisini aldı.
Erdoğan’ın MSP, ardından Refah Partisi ve Fazilet Partisi ile ilişkileri, gizliden gizliye bir çekişmenin sahnesi oldu. Parti büyükleri bir liderin yükseldiğini görüyorlardı ama samimiyeti, sadakati, adanmışlığı ve en önemlisi kısa sürede elde ettiği ağırlık, onu tasfiye etme imkânı vermiyordu.
1984’te Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı oldu, aynı yıl İstanbul İl Başkanı seçildi. 1989 seçimlerinde Genel Merkez’in itirazlarına rağmen Beyoğlu Belediye Başkanı adayı oldu. Seçimlerde hile yapıldığına dair somut delilleri hâkim tarafından görmezden gelindi. Seçimi masada kaybetmiş, hâkime hakaret iddiasıyla hapis cezası almış, ama Beyoğlu ve İstanbul’da RP’nin oy patlaması yaşamasını sağlamıştı.
1991 seçimlerinde milletvekili seçildi. Yine Genel Merkez devreye girdi, gerekli itirazları yapmadı ve tercihli oyla Mustafa Baş milletvekili oldu.
1991 İstanbul İl Kongresi yapılırken artık Tayyip Erdoğan’ın “potansiyel liderliği” de açık açık konuşulmaya başlamıştı. Genel Merkez onu İl Başkanı yapmak istemez; başarılı olamaz. 1994 seçimlerinde de İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığına Genel Merkez gönülsüzdür. Erdoğan bunu da aşar, aday olur ve kazanır. Erdoğan durdurulamamaktadır.
1998’de belediye başkanlığı sonlandırıldığında, bir gazete “Muhtar Bile Olamaz” diye manşet attığında, hapse girip siyasi yasaklı ilan edildiğinde, aslında en çok sevinen Fazilet Partisi Genel Merkezi’dir. Rahatlamıştır. Tehlike geçmiştir. Nihayet Erdoğan tasfiye edilmiştir. Ama öyle olmaz.
Recai Kutan’ın genel başkanlığında 2000 yılında kongreye giden Fazilet Partisi artık bir yol ayrımındadır. Erdoğan siyasetin dışındadır ama parti içinde etkisi büyüktür. Esasen FP içinde genel kanının aksine iki değil, üç kanat vardır; Gelenekçiler, Yenilikçiler ve Tayyipçiler…
14 Mayıs 2000’de yapılan FP kongresinde Gelenekçiler kazanmıştır; çünkü “Tayyipçiler”den oluşan İstanbul ve Bursa delegeleri Yenilikçileri desteklememiştir. Recai Kutan 633 oy almış, Abdullah Gül 521 oyda kalmıştır.
O kongrede Recai Kutan değil de Yenilikçilerin adayı Abdullah Gül kazansaydı ne olurdu?
O zaman AK Parti’nin kuruluşu ertelenebilir, hatta AK Parti hiç kurulmayabilirdi. Kurulsa bile FP’yi böldüğü için başarı elde edemeyebilirdi.
Erdoğan “bölen” olmamış, “fitne” çıkarmamış, ihraç edilmemiş, kendisi ayrılmamış; tamamen tabii bir süreç sonunda kendi yolunda ilerlemiştir.
Erdoğan, 1976’da partiye girerken sahip olduğu sadakatten, itaatten ve adanmışlıktan, kendisine yapılanlara rağmen hiç sapmamış; nezaket ve hürmetten hiç taviz vermemiş, başka yol kalmadığında kendi yolunu çizmiştir.
Çeyrek asır önce, 14 Ağustos 2001’de AK Parti, tamamen kendi dinamikleriyle, kendi imkânlarıyla, yeni isimler ve yeni yüzlerle, sıfırdan kurulmuştu.
AK Parti’ye 25 yıllık başarıyı getiren, hiç kuşkusuz Erdoğan’ın yılmadan, yorulmadan, bıkmadan, vazgeçmeden, asla umutsuzluğa kapılmadan, zaferi değil seferi önceleyen stratejiden hiç sapmadan yürüttüğü “yenilgi yenilgi büyüyen” mücadelesidir.
Uzun soluklu bir hareket, bir dava, son çeyrek asırda “AK Parti” tabelası altında yürüyor. AK Parti’nin öncesi var, sonrası da olacak. Bu kadim hareket, inşallah ebediyete kadar varlığını muhafaza edecek.
Şurası bir gerçek ki, bu kadim ve ebedî yürüyüşte Erdoğan ve onun kurduğu AK Parti hep ayrı bir yerde, seçkin bir konumda hatırlanacak.
Ara ara Allah çok basiretli, ferasetli ve lider gibi liderler veriyor bize. Onların dönemleri, davamız, memleketimiz güneş gibi parlıyor, güçleniyor, durdurulamaz oluyor. Erdoğan da bunlardan biri.
Allah’ım ömrüne bereket versin. Onu başımızdan eksik etmesin. Ondan sonra da gelecekler daha da iyi liderler olsun ki memleketimizde başlattığı bu ayağa kalkış ve ilerleyiş durmasın; aksine daha da hızlansın, inşallah.
Selametle.