Aile kurmak, evlenmek, yuva sahibi olmak ve uygun eş seçimi; ne yazık ki günümüz gençlerinin gündeminde artık arka sıralarda yer alıyor. Anne babanın bu devirde ne oğluna ne de kızına gücü, aklı ve sözü yetiyor.
Aile oluşturmak için toplumsal destek, mahalle baskısı ile coğrafi ve ekonomik şartları değerlendireceğim inşallah.
Bu yazımda güncel toplumsal durumumuzun panoramasına ayna tutmak istiyorum.
2025 yılının “Aile Yılı”, mayıs ayının son haftasının da “Milli Aile Haftası” ilan edilmesi yerinde, uygun ve güzel bir davranıştır. Ancak günümüzdeki realiteye baktığımızda bu güzel davranışların çok da mutluluk verici olmadığını görüyoruz. Bunun nedenlerini şöyle sıralamak mümkündür:
Gençlere verilen evlilik desteğinde yaş koşulunun olması olumsuz bir karardır. Bu koşullar belirlenirken şunlar düşünülmedi mi? 30 yaşını geçmiş olanlar “genç” değil mi? Bu gençler evlenmesin mi? Evlendiklerinde çocuk sahibi olmayacaklar mı? Yani anne baba olacak yaşta değiller mi?
Asgari ücretle çalışan gençler, çocuk sahibi olduklarında çocuğa nasıl ve hangi parayla bakacaklar? Çalıştıkları için çocuklarına bakamayacaklar, parasızlıktan da bakıcı tutamayacaklar! Soruyorum; bu durumda nasıl çok çocuk sahibi olunacak? Bir de genç işsizse… O zaman siz düşünün zorluğu!
Sevindirici bir gelişme de doğum izninin yetersiz olduğunun fark edilip kısmen düzeltilmesidir. “Kısmen” diyorum; çünkü bu değişiklik de yeterli değildir. İnsanî, İslami ve sağlık açısından çocuğun iki yıl süt emmesi gerektiğinden, doğum izninin en az iki yıl olması gerekir.
Bir başka problem de yer değiştirme nedeniyle yapılan atamalarda aile birliğinin sağlanamamasıdır. Kamu görevlisi olan eşler, aile birliğini bozan tayinlerle mağdur oluyorlar. Oysa aile birliğinin korunması yasalarla güvence altındadır. Parçalanmış bir ailede genç kamu görevlileri hangi imkânla çok çocuk sahibi olacak? Gençlerimiz illa mahkemeye mi başvuracak ki aile birlikleri sağlansın ve çocuk sahibi olma imkânına kavuşsunlar?
Bir başka sorun da kamu görevlilerine aile yardımı olarak ödenen paranın yetersiz olmasıdır. Çocuğun okul, kıyafet ve servis giderleri bu ekonomik koşullarda anne babaları zorluyor.
Özel sektörde asgari ücretle çalışan gençlerimizin geçim sıkıntısı içinde bocaladığı bir ortamda nasıl çok çocuk sahibi olacaklarını düşünen var mı? Hayatın gerçeklerini görmezden gelerek yapılan tavsiyeler etkisiz kalır. Gerçeklere kulak kapatmakla problemler çözülmez. Asgari ücretle çalışan gençler; düğün, ev eşyası ve konut ihtiyacı için gerekli parayı bulmakta zorlanıyor, bu durum da onları bunalıma sürüklüyor.
Çarşı pazardaki fahiş fiyatların vatandaşın belini büktüğü bir ortamda gençler evlenmekten korkuyor, cesaretleri kırılıyor. Çarşı pazardaki fiyatların acilen sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekir. Serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre yapılan fiyatlandırmalara kimsenin itirazı olmaz; ancak burada söz konusu olan olağanüstü fahiş fiyatlardır. Piyasa kontrol altına alınmazsa nüfustaki olumsuz gidişat düzelmez.
Ülkemizde yaşlı nüfusun giderek arttığı, genç nüfusun ise azaldığı gerçeği karşısında alınması gereken önlemler yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak uygulanırsa ancak istenilen sonuca ulaşılabilir.
Selametle…