A sosyal bir dünyanın içinde bulduk kendimizi.
Sosyal problemlerimiz bizi çok ağır ve geri dönülmez yollara sevk etmeye başladı.
Aile hayatımız, iş hayatımız ve ekonomik şartlarımız bizleri tabiri caizse her gün “taştan taşa çalıyor.”
İletişimin son derece kolaylaştığı bir ortamdayız.
Yozgat’ta yaşayan bir insan, dünyanın öbür ucundaki bir insanın hayatına özenir oldu.
Yozgat’taki hayatı beğenmiyor, gelirini beğenmiyor, oturduğu evi, bindiği arabayı beğenmiyor. İstiyor ki her şeyi olsun, hem de hemen olsun.
Sosyal medya araçları herkesin sosyal hayatını altüst etti.
Esasen sosyal hayat dediğimiz şey; doğduğun, büyüdüğün, havasını soluduğun, ekmeğini yediğin topraklarda oluşur.
Fakir kim, zengin kim, hasta kim, evlenen kim, düğün yapan kim, sünnet düğünü yapan kim, kahvehanede kim, kim kiminle oturur, cami cemaati kim… İşte bunların tamamı insanın cemiyet hayatında sosyalleşmesinin unsurlarıdır.
Sosyal problemler nesil değiştikçe artar, farklılaşır ve bu devran döner gider.
Her insan hayatının bir döneminde bu sorularla karşı karşıya kalır. Bu durum sadece şahsi değil, aynı zamanda toplumsal problemlerimiz için de geçerlidir. Aslında burada kişi ile toplum arasındaki sarsılmaz ve köklü bağın varlığını dile getirmiş oluyoruz. Böyle önemli bir sorunun cevabını da iki boyutlu olarak vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Sosyal Problemler Ne Zaman Kaçınılmazdır? Bir insan davranışlarını düşünerek ve bilerek gerçekleştirir. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Çünkü insana yakışan özellik budur.
Toplum da kurallarını yaşanmış ve tecrübe edilmiş olayların içinden seçer. Demek ki ne insan ne de toplum düşüncesizce bir kuralı veya sistemi benimseyemez.
Peki, benimserse ne olur?
İşte o zaman her şey allak bullak olur.
Hayatın problemli hâle gelmesi aslında birçok işin ve kararın düşünülmeden yapılmış olmasından kaynaklanıyor.
Bu cümle birçok kişiyi şaşırtabilir. Neden insan ve toplum düşünmeden bir konuda karar verip tesadüflerin veya çeşitli etkilerin doğrultusunda şuursuzca hareket eder?
Burada göz ardı edilen konu, kişinin bilgiyi alırken onu değerlendirme sürecinden geçirmemesidir. Yani bilginin hep doğru olduğu düşünülmekte, yanlış veya eksik olabileceği ihtimali hesaba katılmamaktadır. Bunun bir diğer adı da “şartlanma”dır.
Günümüzde yoğun medya ve sosyal medya baskısı altında insanlar herhangi bir bilgiyi incelemeden, hatta düşünmeden o bilgi doğrultusunda hareket etmektedir. Bu tavrın en önemli sebebi ise kişilerin yeterli kültürel birikime sahip olmamalarıdır.
İnsanların sosyalleşmesini eskiler irfan geleneği içerisinde değerlendirirdi.
İrfan demek, yaşadığın toplumun değer yargılarıyla donanmak demektir.
Bana göre sosyalleşme okullarda ders olarak okutulmalıdır.
Modern toplumun en önemli yönlerinden biri, belli güç merkezlerinin kişi üzerinde önemli bir baskı kurması ve onu kendi hâline bırakmamasıdır.
Aslında bu cümle Batılı bir sosyoloğa aittir ve Batı toplumlarını anlatmaktadır.
Bunun anlamı şudur: Bizler öylesine yoğun bir bilgi ve haber bombardımanı altındayız ki doğruyu ve yanlışı araştırıp ona göre hareket edebilecek imkândan mahrumuz.
Hâl böyle olunca insan neye karar vereceğini bilemeden önüne gelen seçeneklerden birini kabul etmektedir.
Bu arada çeşitli konulardaki reklamlar, insanı sersemletircesine yüzlerce kez tekrar edilerek yanlış veya yalanı doğru kabul edilebilir hâle getirmektedir.
Sosyalleşmenin karşıtı asosyalliktir.
İşte benim anlatmak istediğim konuya da ancak gelebildim.
İnsanların tek başına, kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceği vehmi, asosyalliğin merkezidir.
İnsan başkasına, hatta başkalarına muhtaçtır. Bu muhtaçlık sadece maddi anlamda değil, manevi anlamda da geçerlidir.
Duygu, his ve maneviyat insanda fıtridir. Ancak bunları tek başına yaşaması mümkün değildir.
İslam, insanları camiye ve cemaate teşvik eder. Bu ne demektir?
Sosyalleşmek demektir.
Evde oturup elinde telefon, karşısında televizyonla başkalarının yaşadığı hayatı takip etmek ve ona özenmek insanı yapayalnız bırakır, asosyal hâle getirir.
Dolayısıyla yapılması gereken; gençlerin ve yetişkinlerin kültürel ve fikrî seviyelerini yükseltmek, onları her türlü bilgiye sorgusuz sualsiz mahkûm olmaktan kurtarmaktır.
Fakat bu uzun vadeli bir çalışmadır.
Buna yönelik çalışmalar başlatılmadan önce kişilerin, özellikle de gençlerin, bu düşük seviyeli bilgilendirme etkisinden kurtarılması gerekmektedir.
Bu da ancak siyasetçilerin ve bürokratların ortak çabasıyla mümkün olacaktır.
Aksi hâlde gereksiz ve zararlı bilgi ve haberlerin, sağlıksız besinler gibi ruh ve zihin dünyasını zehirlemesi kaçınılmaz olacaktır.
Selametle…