Dün gece, bizim camianın dışında; ülkesine, vatanına hizmet etmek isteyen, aklı fikri yerinde olan, düşüncelerini sakınmadan ve çekinmeden ortaya koyabilen, tabir caizse rakip sahalarda neler var, neler yok diye şöyle bir göz gezdirdim.
Anladığım kadarıyla önümüzde üç temel başlık var.
1- Terörsüz Türkiye çalışmasının ete kemiğe bürüneceği anayasal altyapıyı oluşturmak.
Elbette bu konu sadece Meclis’ten yasa çıkarmakla bitmiyor. Bunun sebep-sonuç ilişkileri bakımından hem siyasi hem de toplumsal psikoloji üzerinde önemli etkileri var.
DEM Parti, hazırlanan yasanın iktidar partisi tarafından dalı budağı kesilmiş, adeta ucube hâline dönüştürüldüğünü düşünüyor. İktidar tarafı ise bu yasayı çıkarırsa bunu parti tabanına nasıl ve hangi şekilde anlatacağını düşünüyor.
Ayrıca yasa Meclis’e geldiğinde sadece oy çokluğuyla kabul edilmesi de yetmiyor. Bunun cezaevindekileri ilgilendiren bir boyutu var. İsteseniz de istemeseniz de, adına af demeseniz bile örtülü bir salıvermeyi beraberinde getirecek ve bunun uygulanması gerekecek.
Peki bunu siyasi tabanınıza nasıl anlatacaksınız? Sahiplenseniz bir dert, mecburiyet deseniz ayrı bir dert…
Evet, iktidarı bu konuda ciddi bir kriz bekliyor. Bakalım bunu nasıl yönetecek? Hep birlikte izleyip göreceğiz.
2- Adı YENİ Parti olan siyasi hareket, CHP ile didişmeye ve kavgaya oldukça teşne görünüyor.
Sosyal medyada Burhanettin Bulut ile Gürsel Tekin saatlerce birbirlerine ciddi eleştiriler yönelttiler.
Eğer bu tablo devam edecekse, şiş de kebap da yanacak gibi görünüyor.
CHP’nin de YENİ Parti’nin de AK Parti ile bir dertleri yok gibi anlaşılıyor. Rakip olarak birbirleriyle yarışıyorlar.
3- PanoramaTR’nin son araştırmasında halkın iktidara verdiği karne pek çok şeyi anlatıyor.
10 üzerinden iktidarın terörle mücadele notu 5,7 ve bu, aldığı en yüksek puan.
Sağlık notu 5,6, dış politika notu ise 5,5.
Asıl dikkat çeken ise şu iki başlık:
İktidarın adalet notu 2,9… Ekonomi notu ise sadece 3. Her ikisi de kırık not.
Belli ki adliyeye işi hiç düşmemiş birçok vatandaşımız bile adalet sisteminin iyi işlemediğini düşünüyor.
İşte tarihimizde görülmemiş şekilde iktidarın, yargıyı muhalefeti yıpratmak için kullandığı yönünde eleştiriler yapılıyor.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım karşı mahallenin eleştirileri ise çoğunlukla söylem düzeyinde kalıyor.
Çözümü yine biz, Sayın Tayyip Erdoğan’dan beklemek durumundayız. Başka çaremiz yok gibi görünüyor.
Türkiye’de siyaset, benim açımdan şu hâle geldi:
“Tayyip Bey, Devlet Bey ve diğerleri…”
Reformları da, gelişmeyi de, kalkınmayı da, değişimi ve dönüşümü de Cumhur İttifakı’ndan bekliyoruz.
Yarın sandık kurulduğunda yüzde 50+1’e en yakın siyasi oluşum yine Cumhur İttifakı olacaktır.
Türkiye’de siyasete; “Benim konfor alanım bozulmasın, elimdekileri kaybetmeyeyim. Benim siyasi angajmanım da ideolojim de yok; benim oyum iktidardan yana olmalı.” anlayışıyla yaklaşan yaklaşık yüzde 10-15’lik bir kesim var.
Bu kesim bugün Cumhur İttifakı’na mesafeli görünse de günün sonunda muhalefete güvenmediğini görüyor ve gözlemliyorum.
Ekonomideki olumsuz tabloyu ben Yozgat’tan görebiliyorsam, Cumhur İttifakı’nın üst yönetimi bunu elbette benden daha iyi görüyordur.
Çözüm de çare de Cumhur İttifakı’ndadır.
Muhalefet ise eğitimde, sağlıkta, ekonomide, dış politikada ve adalette ne yapacağına dair somut bir program ortaya koymaktan hâlâ çok uzak.
Allah devletimize ve aziz milletimize zeval vermesin.
Selametle…