Haz ve hız çağındayız.100 yıl öncesinde yaşayan bir insanın bir yılda yaşadığı hayatı bir günde yaşıyoruz..
Hem de ne yaşama, nasıl yaşama…
Sabah yerimizden kalkıp akşam saat 11’de yatağımıza girene kadar yarım günlük veya biraz fazla hayatın içinde neler var neler..
Yeme içme, dünya gündemi, ülke gündemi, Yozgat gündemi, ailemizin gündemi, ekonomik sorunlarımız… Daha neler neler..
Tarih, felsefe, tıp, astronomi, tasavvuf, ibadet, sağlık gibi konularda artık herkes yarım yamalak uzmanlaştı..
İşte problem tam da burada başlıyor maalesef..
Eskiden bir albümü dinlemek bir ritüeldi. Kartonetini açar, şarkı sözlerini okur, sırasıyla dinlerdik. Bir kitabı bitirmek günler sürer, karakterler zihnimizde bizimle birlikte yaşardı. Şimdilerde ise parmak uçlarımızda tehlikeli bir hız var: “Kaydır, geç, beğen, sonraki.”
Dijital çağın bize sunduğu sonsuz büfe, ne yazık ki iştahımızı artırırken tat alma duyumuzu köreltiyor. Artık filmleri “izlemiyor”, onları “tüketiyoruz”. Hatta bazen sıkılıp 1.5x hızında, sadece sonunu görmek için izliyoruz. Peki, bir sanat eserinin amacı sadece bitiş çizgisine varmak mıdır? Yoksa yolculuğun kendisi mi?
Hız Tuzağı ve Odaklanma Kıtlığı
Kültürel bir oburluk içindeyiz ama manevi bir açlık çekiyoruz. Çünkü kültür; maruz kalmakla değil, nüfuz etmekle ilgili bir şeydir. Bir şiirin tek bir dizesinin boğazınızda düğümlenmesi için durmanız gerekir. Bir tablonun detayında kaybolmak için bildirim seslerini susturmanız gerekir.
Bugünün “hap bilgi” kültürü, bize her şeyden biraz bilmeyi ama hiçbir şeyi gerçekten bilmemeyi öğretiyor.
Bu durum, toplumda garip bir “yüzeysellik uzlaşısı” yarattı. Herkesin her konuda fikri var ancak çok az kişinin o konuda derin bir birikimi var.
“Demlenme” İhtiyacı
Bizim coğrafyamızın en güzel metaforlarından biri “demlenmek”tir. Çay demlenir, sohbet demlenir, insan demlenir. Demlenmek zaman ister, sabır ister, ateşle suyun yavaş yavaş hemhâl olmasını beklemeyi gerektirir.
Bugün kültür dünyamızın en büyük eksiği bu: Demlenmeye vakit ayırmıyoruz.
Bir sergiyi gezerken o eserin önünde 10 dakika durmak, o an için lükstür ama ruh için ihtiyaçtır. Bir köşe yazısını (belki de şu an okuduğunuz gibi) sonuna kadar sindirerek okumak, zihne bir saygı duruşudur.
Sonuç: Bir “Yavaşlama” Çağrısı
Belki de modern çağın en büyük devrimci hareketi durmaktır. Akıntıya karşı kürek çekip, “Ben bu içeriği hemen tüketmeyeceğim, onunla vakit geçireceğim” diyebilmektir.
Gelin bu hafta kendimize küçük bir ödev verelim:
Göreceksiniz ki; yavaşladıkça dünya daha netleşecek, kültür bir “tüketim maddesi” olmaktan çıkıp yeniden ruhu besleyen bir “gıda”ya dönüşecek.
Hız çağına inat; demli sohbetleriniz, derin okumalarınız bol olsun.
Selametle.