Herkesin hayatında bir tane vardır.
Belki bir karar…
Belki söylenmemiş bir cümle…
Belki gidilememiş bir yer…
Belki zamanında aranmadığı için bugün artık aranamayacak biri…
Belki de “Biraz daha bekleyeyim.” denilen ve bir daha fırsat bulunamayan bir an…
İnsan hayatına devam ediyor.
Çalışıyor.
Gülüyor.
Geziyor.
Yeni insanlar tanıyor.
Yeni planlar yapıyor.
Ama bazı şeyler insanın içinde bir yerde kalıyor.
Kimseye anlatılmayan, anlatılsa bile tam olarak tarif edilemeyen bir “keşke” olarak…
Bazı pişmanlıkların sesi çıkmıyor
Pişmanlık deyince aklımıza büyük hatalar geliyor.
Oysa insanı en çok düşündüren şey, bazen çok küçük bir ayrıntı oluyor.
“Keşke o gün biraz daha konuşsaydım.”
“Keşke aradığında telefonu açsaydım.”
“Keşke o teklifi kabul etseydim.”
“Keşke o insanı kırmasaydım.”
“Keşke kendime biraz daha güvenseydim.”
Bunların hiçbiri dışarıdan bakıldığında büyük meseleler gibi görünmeyebilir.
Ama insanın kendi hayatında bazı küçük kararların çok büyük izleri oluyor.
Ve zaman geçtikçe bazı “keşke”lerin telafisi mümkün olmuyor.
İnsan neden hep sonradan anlıyor?
Çünkü çoğu şeyin değerini elimizdeyken tam olarak anlayamıyoruz.
Bir insan yanımızdayken onunla daha sonra konuşabileceğimizi düşünüyoruz.
Bir fırsat karşımıza çıktığında daha iyisinin geleceğine inanıyoruz.
Bir yere gitmek istediğimizde “Daha sonra giderim.” diyoruz.
Birine söylemek istediğimiz güzel bir söz olduğunda erteliyoruz.
Hayatın bize yeniden aynı fırsatı vereceğini düşünüyoruz.
Ama hayatın böyle bir sözü yok.
Bazı insanlar gidiyor.
Bazı fırsatlar bitiyor.
Bazı yollar kapanıyor.
Bazı cümleler hiç söylenmeden kalıyor.
Sonra insan geçmişe bakıp “Neden yapmadım?” diye soruyor.
En ağır “keşke” bazen söylenmeyen sözler
Birine kızıyoruz.
Konuşmuyoruz.
“Nasıl olsa sonra barışırız.” diyoruz.
Ama bazen sonra gelmiyor.
Bir yakınımıza sevgimizi göstermeyi erteliyoruz.
“Zaten biliyor.” diyoruz.
Oysa insanların sevgiyi yalnızca bilmeye değil, duymaya da ihtiyacı var.
“İyi ki varsın.”
“Seninle gurur duyuyorum.”
“Seni seviyorum.”
“Yanındayım.”
Bunları söylemek için özel bir gün gerekmiyor.
Hatta belki özel bir gün beklemek, söylememek için en kolay bahanemiz.
Çünkü insan bazen duygularını göstermekten utanıyor.
Güçlü görünmek istiyor.
Mesafeli duruyor.
Sonra da yıllar geçiyor.
Hayatın en büyük yanılgısı: “Daha çok zamanım var.”
Hepimizin kullandığı görünmez bir cümle bu.
Daha sonra…
Bir gün…
İleride…
Müsait olunca…
İşim azalınca…
Param olunca…
Çocuklar büyüyünce…
Emekli olunca…
Oysa hayatın “sonra” garantisi yok.
Bunu söylemek karamsarlık değil.
Tam tersine, bugünün değerini bilmek.
Çünkü insan geleceği planlamalı.
Ama geleceğe güvenip bugünü tamamen tüketmemeli.
Bir gün her şeyin daha uygun olacağını beklerken bugün elimizden geçip gidiyor.
Peki insan bütün “keşke”lerini düzeltmek zorunda mı?
Hayır.
Bazı şeyler değişmeyecek.
Bazı kararların sonucu geri alınmayacak.
Bazı insanlar hayatımıza bir daha dönmeyecek.
Bunu kabul etmek gerekiyor.
Çünkü geçmişi sürekli değiştirmeye çalışmak, bugünü de kaçırmamıza neden olabilir.
Geçmişten alınacak ders başka şey.
Belki de yapılabilecek en doğru şey, eski “keşke”lerin üzerine yeni “keşke”ler eklememek.
Bugün söyleyebileceğimiz sözü yarına bırakmamak.
Bugün arayabileceğimiz insanı haftaya ertelememek.
Bugün yapmak istediğimiz küçük bir şeyi sürekli başka bir güne taşımamak.
Bir gün geriye baktığımızda neyi hatırlayacağız?
Muhtemelen kaç tane e-posta gönderdiğimizi değil.
Kaç toplantıya katıldığımızı değil.
Kaç saat çalıştığımızı bile değil.
Daha çok insanları hatırlayacağız.
Birlikte güldüğümüz günleri…
Bir yolculuğu…
Bir sofrayı…
Bir sarılmayı…
Bir dost sohbetini…
Bir çocuğun söylediği komik bir cümleyi…
Birinin bize zor zamanımızda “Ben buradayım.” demesini…
Hayatın hafızamızda kalan kısmı çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük anlardan oluşuyor.
Bu yüzden belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Şu anda ertelediğim şeylerden hangisi yarın benim için bir ‘keşke’ye dönüşebilir?”
Cevabı bulduğumuzda belki harekete geçmek gerekir.
Bir telefon…
Bir mesaj…
Bir ziyaret…
Bir özür…
Bir teşekkür…
Bir “Seni seviyorum.”…
Bazen insanın hayatında büyük değişiklikler yaratacak şeyler, çok küçük adımların içinde saklı.
Ve belki de hayatın bize verdiği en büyük ders şu:
Bazı şeyleri yapmak için doğru zamanı beklerken, doğru zamanın aslında bugün olduğunu fark edemiyoruz.
Herkesin içinde bir “keşke” var.
Ama asıl mesele geçmişte kalan “keşke”ler değil.
Bugün yapabileceğimiz hâlde yarına bıraktığımız şeylerin, yarının “keşke”lerine dönüşmesine izin vermemek.
Selametle.