enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,8574
EURO
53,5127
ALTIN
6.213,48
BIST
14.497,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
21°C
Yozgat
21°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
22°C
Salı Parçalı Bulutlu
23°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Çok Bulutlu
27°C

“Kendini sorgulamayan başkasını yargılar”

“Kendini sorgulamayan başkasını yargılar”
08.07.2026
A+
A-

İnsan, çoğu zaman başkalarının hata ve eksiklerini görmede son derece mahirken, aynı dikkati kendi kusurlarını fark etmeye göstermez. Oysa gerçek olgunluk, başkalarını yargılamadan önce kişinin kendi vicdanında hesaplaşabilmesiyle başlar.

Dünkü yazımda, makam sahiplerinin yargılama makamında değil, sahiplenme makamında olmaları gerektiğinden söz etmiştim.

İnsanoğlu, Yozgat tabiriyle, “Başkasının gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez.”

Allah, insanlara akıl, fikir ve aynı zamanda gönül, kalp vermiştir. İnsan, herhangi bir konuda konuşmadan önce kendisine bahşedilen bu üç temel zenginlikten faydalanarak konuşmalıdır.

Bugün her konuda fikri olan, her şeye yorum yapan; özellikle de din, siyaset ve tıp alanlarında neredeyse otorite gibi konuşan insanlarla iç içeyiz.

Hâlbuki insanı insan yapan en önemli unsur, objektif olabilmektir. Düşüncenin ve bilginin geliştirilmesi, olgunlaştırılması bakımından objektiflik temel şarttır. Doğru bir bakışın, doğru bir düşüncenin ve hatta doğru bir yöntemin varlığı, objektif olabilmeye bağlıdır. Çünkü bir şeyin etkisi altındayken onu okumak ya da onunla bağ kurmak, çoğu zaman o konuya yönelik söyleyeceğimiz sözün değerini zayıflatır. Tam tersine, hem gelenekle hem de modern düşünceyle ilişki kurarken bağımsızlığımızı koruyabilirsek, daha sağlıklı değerlendirmeler yapma imkânı elde ederiz.

Objektif olmak; tam bir bağımsızlık içerisinde, olup bitenleri herhangi bir tarafın etkisi altında kalmadan değerlendirmek ve ancak değerlendirdikten sonra tarafını belirleyebilmektir. Bu yaklaşım, sürekli değişkenlik göstererek karakteri zedeleyen tutumlardan kurtulmayı da mümkün kılar.

Elbette bir Müslüman olarak temel ilkelerimizi muhafaza edeceğiz. Bu ilkeler bizim sabit referanslarımızdır. Ancak beşerî alanla, yani insanın ürettiği düşünce ve tecrübelerle ilişki kurarken, bunların ortaya çıktığı tarihsel şartları da dikkate almamız gerekir. Bu düşüncelerin hangi koşullarda doğduğunu doğru tespit etmek, ardından bu birikimden elde edilecek ilkeleri günümüze nasıl uyarlayacağımızı bağımsız bir şekilde ifade edebilmek önemlidir. Bu yaklaşım, daha özgür ve daha sahici bir düşünce geliştirme imkânı sunar.

Bunun için de diyalog ve müzakere ilkeleri üzerinde ortak bir anlayışa sahip olmamız gerekir. Bir konuyu tartışırken hangi usullere riayet edeceğimizi bilmek, sağlıklı bir iletişimin temel şartıdır. Bu noktada birkaç temel ilke öne çıkar:

Birincisi; konuşan kişi, ne konuştuğunun farkında olmalıdır. Ne söylediğini bilmeli ve sözünün sorumluluğunu taşımalıdır. Algılarla hareket eden bir kişinin objektif olması beklenemez. Böyle bir kişinin şahsiyeti de sağlam bir zemine oturamaz. Bu yüzden ne söylediğini bilmek, sağlam bir şahsiyetin en temel göstergelerinden biridir.

İkincisi; dinleyen kişi de karşısındaki insanın ne söylediğini ve hangi gerekçelere dayanarak söylediğini anlamaya çalışmalıdır. Dinlemeden, anlamadan yapılan bir tartışma sağlıklı sonuç vermez. Muhatabını anlamadan, sadece kendi algılarıyla hareket ederek yapılan tartışmalar; bugün sıkça karşılaştığımız siyaset ve spor tartışmalarına benzemektedir. Oradan doğru bir sonuca ulaşmanın imkânsızlığını ise her gün yaşayarak görüyoruz.

Üçüncüsü; hakaret etmemek, tahrik etmemek ve eleştiriyi usulüne uygun yapmak esastır. Eleştiri, karşı çıkmak anlamına gelmez. Tam tersine, bir düşüncenin eksik kalan yönlerini tamamlamak ve meseleyi daha anlaşılır hâle getirmek için önemli bir araçtır.

Müzakerenin en temel özelliği de budur. Bir kişi bir görüş ortaya koyduğunda, o görüşün eksik ya da farklı yönleri varsa, diğerleri bu boşlukları doldurarak düşüncenin daha net ortaya çıkmasına katkı sağlar. Kolektif düşünmenin özü de aslında burada yatar. Hep birlikte bir meseleyi tartışırken herkes farklı bir cepheden katkı sunar ve bu farklı bakış açıları bir araya geldiğinde daha bütüncül bir anlayış ortaya çıkar.

Aslında bu tür oturumlar ve müzakereler, birbirimizi daha iyi anlamak, tanımak ve değerlendirebilmek için önemli fırsatlar sunar. Düşünsel ve duygusal zenginlik için gerekli şartları da içinde barındırır.

Bu nedenle kendimizi tek bir bakış açısıyla sınırlamamak gerekir. Aynı zamanda farklı görüşlere açık olmak, kendi düşüncemizi geliştirebilmenin en önemli şartlarından biridir. Bu özellikleri dikkate alan bir yaklaşım, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha sağlıklı bir düşünce ve iletişim zemini oluşturacaktır.

Entelektüel, önce içinde bulunduğu zihin dünyasının dışına çıkabilmeye cesaret edebilmelidir ki arınmanın yollarına kavuşabilme umudu doğsun. Bir tefekküre ihtiyaç vardır. Bir uzlete ihtiyaç vardır. Bu uzlet ise mevcut olanın dışına çıkarak gerçekleşebilecek bir olgudur.

Korkmadan dışarı çıkıp olaylara tepeden bakmaya başladığı zaman hakikat tezahür edecektir. Modern düşüncenin etkisinden ve tuzaklarından kurtulmadan Müslümanca bir bakış elde edilemez. İnsan, bulunduğu mahallin üzerine çıktığında ne olup bittiğini daha net görme imkânı kazanır.

Eleştiri ancak tam bağımsız bir karakter üzerinden yapıldığı zaman anlamını bulur. Entelektüel; tam bağımsız, hür ve vicdan sahibi olduğu kadar, ne söylediğini bilen ve söylenenin neye tekabül ettiğini anlayan kişi olmalıdır.

Entelektüel, bütün beklentilerini terk ederek yalnızca ilahi rızayı eksene alan tam bağımsız bir karaktere sahip olabilir. İşte o zaman sözün haysiyeti iade edilir ve anlam yeniden söze döner.

Emperyalist bir tutuma karşı çıkmayan ne entelektüel olabilir ne de gerçek anlamda mümin olabilir. Ancak taassuba varan ırk, kavim, meşrep ve mezhep taassubundan kurtulmadan da küllî bir bakış açısına sahip olunamaz. Bu durum, çatışmayı kaçınılmaz kıldığı gibi yönlendirilmeyi de mümkün kılar.

O yüzden bugün sahip olduğumuz düşünceyle hesaplaşmadan hakikate ulaşmanın mümkün olmadığını görmemiz gerekiyor.

Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.

Sonuç olarak, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz.

Selametle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.