Bir zamanlar bayramlar, sadece takvimin işaretlediği günler değil; gönüllerin taşarak yaşadığı özel anlardı.
Toplumun önemli bir kısmı bayramı, zor ekonomik şartların gölgesinde kutlamak durumunda kalıyor.
Yani demem o ki, günümüzde ekonomi hayatımızın her anına ve her alanına doğrudan etki ediyor.
Kurban fiyatları geçen seneye göre oldukça artmış durumda.
Soran çok, alan yok.
Hisse bedeli 40/50 bin, hatta biraz daha yüksek.
Bizim görevimiz, olanı biteni ayna sadakatiyle şeffaf ve objektif değerlendirmektir.
Eskiden bayram arifeleri tatlı bir telaşla geçerdi… Şimdi ise insanların zihnini, etiketlerin ne kadar yükseldiği korkusu meşgul ediyor.
Bir zamanlar çocukların yeni ayakkabı heyecanıyla uyuyamadığı geceler vardı. Şimdi ise anne babalar, “Acaba hangisini almasak?” hesabıyla sabahlıyor.
Bayram yaklaşırken çarşıların ışıkları yine yanıyor yanmasına; ancak insanların içindeki sevinç, vitrin camlarının arkasında kalıyor.
Gönül ister ki bayrama özgü yeni bir kıyafet, yeni bir ayakkabı alınsın. Fakat artık bu işler yalnızca gönülle olmuyor; her şey cüzdandaki miktarla paralel yürütülüyor. İnsanlar ihtiyaç ile istek arasında sıkışıp kalıyor.
Bir kilo şekerin, bir tepsi baklavanın, birkaç parça ikramlığın bile küçük bir servete dönüştüğü günlerde insanlar bayramı değil, hesabı düşünüyor. Çünkü artık bayram hazırlığı yapmak; mutluluk değil, adeta ekonomik dayanıklılık testi hâline gelmiş durumda. Market raflarında dolaşırken alınacaklardan çok, vazgeçilecekler hesaplanıyor.
Emekliye verilen bayram harçlığı ise ne yazık ki bayram sevincini büyütmeye yetmiyor. O para daha cebe girmeden elektrik faturasına, mutfak masrafına ve eksik ilaca bölünüyor. Bir zamanlar torununa harçlık verirken gururlanan emekli, şimdi kendi alışveriş poşetine mahcup gözlerle bakıyor. Oysa onlar da bir zamanlar elleri kolları dolu şekilde ev halkına istedikleri her şeyi getirebiliyordu. Şimdi ise yıllarca çalışmış insanların, hayatlarının en rahat dönemini yaşaması gerekirken geçim derdiyle mücadele etmesi ayrı bir hüzün oluşturuyor.
Kurban pazarları da eski bereketini kaybetmiş durumda. İnsanlar fiyat sorarken bile çekinerek yaklaşıyor. Satıcı başka dertli, vatandaş başka… Çünkü artık kurbanlık fiyatları konuşulurken ibadetin manevi yönünden önce kredi kartı limitleri akla geliyor. Oysa bayram; paylaşmanın, dayanışmanın ve sofrayı büyütmenin adıydı. Şimdi ise sofralar küçülüyor, insanlar giderek içine kapanıyor.
En acısı da şu: İnsanlar artık bayram geldi diye sevinmeye bile çekiniyor. Çünkü her bayram, biraz daha ağırlaşan hayat şartlarını hatırlatıyor. Bayram ziyaretlerinden önce market fişleri konuşuluyor; çocukların sevincinden önce masrafların hesabı yapılıyor.
Ama yine de değişmeyen bir gerçek var… Bayramı bayram yapan; pahalı çikolatalar, gösterişli sofralar ya da dolup taşan poşetler değil. Bayram; kapısı çalınan bir yaşlının yüzündeki tebessüm, paylaşılmış bir lokma ve “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorabilen vicdandır.
Belki de bugün en büyük yoksulluk; cüzdanların değil, eski bayramların sıcaklığının eksilmesidir.
Selametle.