kendimi hesaba çektim.
Hesabın içinden çıkamadım…
Aklıma baktım, fikrime baktım, kalbime baktım, gönlüme baktım. Hepsini birbiriyle tarttım. İşin içinden çıkamayınca elime Kur’an-ı Kerim’i aldım, okudum, mealine baktım ve sonunda buldum neyimi… Kendimi hesaba çekmenin ölçüsünü, kriterlerini…
Kur’an-ı Kerim okurken bu ayet çıktı karşıma:
Ra’d Suresi, 11. ayet.
“Bir toplum kendini değiştirmedikçe,
Allah da onların durumunu değiştirmez.”
Sustum.
Ayete baktım.
Kendime baktım.
Kalbimde bir ağırlık hissettim.
Yorgunluk gibi…
Utanç gibi…
Bir şeylerin eksikliği gibi…
Yıllardır biz hep aynı şeyi soruyoruz:
Ne olacak bu memleketin hâli?
Sonra genişletiyoruz soruyu:
Ne olacak bu toplumun hâli?
Suçu başkalarında aramak kolay.
Ama aynaya bakmak zor.
İçeri bakmak zor.
Kendi kusuruna dokunmak zor.
Toplum dediğimiz şey uzakta değil.
Toplum benim.
Toplum sensin.
Yozlaşma sokakta başlamıyor.
Evde başlıyor.
Sofrada başlıyor.
Kalpte başlıyor.
Bir küçük yalanla…
Bir küçük susuşla…
Bir küçük “idare edelim” deyişle…
Sonra her şeyden şikâyet ediyoruz.
“Herkes bozuldu” diyoruz.
Bozulan biziz.
“Herkes vicdansız oldu” diyoruz.
Ama biz de uzaklaşıyoruz merhametten.
“Herkes birbirini kandırıyor” diyoruz.
Ama biz de kendimizi kandırıyoruz.
En çok da sessizlik yoruyor insanı.
Bağırmayan yanlışlar…
Görmezden gelinen kötülükler…
Susarak büyüyor karanlık.
Susarak çürüyor kalpler.
Soruyu yanlış soruyoruz belki de, baştan beri.
Ne olacak bu toplumun hâli?
Oysa sormamız gereken çok daha ağır,
çok daha acı:
Ne olacak benim hâlim?
Ben doğru muyum?
Ben adil miyim?
Ben samimi miyim?
Yoksa rol mü yaptım?
Maskeler mi taktım?
Kalbimle dilim ayrı mıydı?
Kalbim ağırlaşıyor.
Ruhum daralıyor.
Kimse görmedi sandığım yerde bile
Allah görüyor.
Bu düşünce içimi titretiyor.
Çünkü insan en çok,
görülmediğini sandığı yerde bozuluyor.
Kendini serbest sandığı yerde düşüyor.
Değişim büyük laflarla olmuyor.
Kalabalık sloganlarla hiç olmuyor.
Değişim sessizdir.
Yavaş yavaş olur.
Acıta acıta olur.
Nefsini her gün biraz daha incitmekle başlar.
Bahaneleri susturmakla…
Kendini savunmaktan vazgeçmekle…
Bazen can yakar bu yol.
Bazen insan kaçmak ister.
Bazen unutmak ister.
Ama başka bir yol yok.
Toplum dediğimiz şey bir kalabalık değil.
Toplum benim vicdanım.
Toplum benim merhametim.
Toplum benim duruşum.
Ben bozulursam bir halka daha kopar.
Ben susarsam bir yanlış daha güçlenir.
Ben görmezden gelirsem bir zulüm daha kök salar.
Bu yüzden korkuyorum.
Kendimden korkuyorum.
En çok da şundan korkuyorum:
Bu ayeti okumaya devam edip hiç değişmemekten.
Sözler kalır.
Ayetler ezberde kalır.
Ama kalp yerinde kalır.
İnsan en çok buna üzülmeli:
Anladığı hâlde yürümemeye…
Gördüğü hâlde dönmemeye…
Bildiği hâlde değişmemeye…
Allah’ım, beni bana bırakma.
Çünkü insan kendine bırakıldığında
en çok kendine zarar verir.
Mesele şu değil:
Bu toplum nereye gidiyor?
Asıl mesele şu:
Ben nereye gidiyorum?
Çünkü ben düzelmeden
hiçbir şey düzelmiyor.
Bir kişi değişmeden
bir mahalle değişmiyor.
Bu gerçek,
kalbimin en ağır yerinde duruyor.
Ra’d 11…
Bir ölçü.
Bir ayna.
Bir hesap.
Değişim dışarıda başlamıyor.
Kalabalıkta başlamıyor.
Başkalarında başlamıyor.
Değişim içimde başlıyor.
İçimdeki beni adam etmeliyim.
Asıl ıslaha muhtaç olan o.
Asıl terbiyeye muhtaç olan o.
Nerede olursam olayım,
kendimle dönüp dolaşıp yine karşılaşacağım.
Bu yüzden aynaya bakmalıyım.
Süslenmek için değil…
Gizlenmeden bakmalıyım.
Mazeret üretmeden…
Haklılık devşirmeden…
Olduğum gibi.
Olmadığım gibi.
Olmaya cesaret edemediklerimle…
İçimdeki benle yüzleşmeliyim.
Ona kızmalıyım bazen.
Onu sarsmalıyım.
Onu uyandırmalıyım.
Çünkü uyuyan bir nefis,
uyanık bir düşmandan daha tehlikelidir.
Onu düzeltmezsem
ne sokak düzelir
ne kelimeler anlam kazanır.
Önce içimdeki beni adam etmeliyim.
Bütün yolculuk burada başlıyor.
Kalabalıkları suçlamayı bırakıp
kalbimi hesaba çekmeye başladığım yerde…
Hakikat hep dışarıda sanılır.
En derin hakikat
insanın kendi içindedir.
Aynadan kaçan,
hakikatten kaçar.
Hakikatten kaçan
kendi sonunu hazırlar.
Başkasını konuşmak kolay.
Kendini konuşmak zor.
Kendimizi konuşmak en zor olanı.
Çünkü insan
başkasının kusurunu uzaktan görür,
kendi kusuruna yakından bakamaz.
Başkalarının günahı dillerde,
kendi hatamız ruhumuzda saklı.
Selametle…