Yozgat gibi küçük şehirlerde her zaman ve her şartta yatırımın iki adresi vardır:
Gayrimenkul ve altın.
Yozgatlılar, geriye kalan onlarca yatırım aracını bilir, takip eder. Kazanana “aferin”, kaybedene “senin adına üzüldüm” derler. Ama kendileri altından ve gayrimenkulden vazgeçmezler.
Bunun en önemli sebebi, uzun yıllara dayanan tecrübedir.
İnsanın altını bulup onun değerli bir maden olduğunu anladığı günden itibaren, tarihsel gerçekler bize gösteriyor ki altın her dönemde kıymetlidir, değerlidir.
Son iki yılda altına yatırım yapanlar daha çok kazandı. Elbette bunun uluslararası ve ulusal siyasi-ekonomik sebepleri var. O konuya girmeyeceğim, yoksa anlatmaya çalıştığım mesele dağılır.
Yeni doğan çocuğa çeyrek altın tak.
Erkek çocuğun sünnetinde çeyrek altın tak.
Yeni ev alana “hayırlı olsun” diye çeyrek altın götür.
Gençlerin söz kesiminde çeyrek altın tak.
Nişanda çeyrek altın tak.
Düğünde çeyrek altın tak.
Kadınlar kendi aralarında gün yapar, çeyrek altın götürürler.
İnsanlar ihtiyaç duyduklarında birbirlerinden ödünç altın alır, verirler.
Dedeler, babaanneler torunlarına gidip gelirken çeyrek altın götürürler.
Kızının okul başarısına ödül olarak çeyrek altın takarsın.
Uzun lafın kısası; altın, Yozgatlının hayatının her halinde, her vaktinde var olmuştur ve var olmaya devam edecektir.
Demem o ki; altın sadece ekonomik bir değer değildir.
Yozgatlının sevgisinin, beğenisinin, takdirinin ve tebrikinin de bir göstergesidir.
Yani altın, Yozgatlının hayatının doğal akışına uygun ve nitelikli bir yatırım aracıdır.
Yozgat’ta sarraflık işiyle uğraşanlar, diğer ticaret erbaplarına göre her zaman daha konforlu bir sektörde olduklarını bilirler.
Yozgat’ta bir esnaf sarraflık yapıyorsa muteberdir, güvenilirdir. Algı da, olgu da böyledir.
Altın fiyatlarındaki önemli yükseliş elbette herkesin dikkatini çekiyor.
“Araba almasaydım, altında kalsaydım şu kadar fazla kazanacaktım” diyenler az değil.
“Evin tadilatını yaptırmasaydım, mobilyayı değiştirmeseydim şu kadar altın bozdurmazdım.”
“Babamdan kalan mirasta kardeşimin hissesini almak için altın bozdurdum.”
Bu tür sızlanmalar bugünlerde havada uçuşuyor.
Aslında bu konuyu sosyolojik açıdan daha da derinleştirebilirim ama şimdilik bununla yetinelim.
Bir başka açıdan değerlendirmem ise şöyle: Bir ülkenin ekonomisinin nasıl olduğunu anlamak için, devletin büyük kurumlarının açıklamalarına bakmadan İstanbul Kapalıçarşı’ya bakmak yeterlidir. Devlet adına konuşanların söyledikleriyle Kapalıçarşı çelişiyorsa, Kapalıçarşı’yı esas almanızı öneririm. Gerçek hayat, gerçekler oradan neşet eder.
Yozgat’ın köyünde, kasabasında, ilçesinde ve merkezinde yaşayanların altına olan düşkünlüğünü bir nebze olsun anlattığımı düşünüyorum.
Herkesin “yastık altı” dediğimiz, kimsenin bilmediği gizli birikimi vardır. Sarraf dükkânları dolup boşalıyor, alıyor da alıyor maşallah.
Altın fiyatları bu haldeyken vatandaş, yukarıda yazdığım ve başkalarının hayatına dokunan hususlarda eskisi gibi altın alamaz, takamaz oldu.
Mizahi olarak ve hicvederek şunu da yazmama müsaade edin:
Aman evlerinizin kilidini sağlamlaştırın.
Güvenlik tedbirlerini artırın.
Sonuç olarak Yozgat’ta yaşayan bizler, Amerikan’ın doları yerine, Avrupa’nın eurosu yerine altını tercih ederek doğru ve yerinde bir yatırım anlayışı sergiliyoruz.
Selametle…