Oy verdiği partinin milletvekilinden herkesin bir beklentisi vardır.
Kimisi oğluna ya da kızına iş ister, kimisi memurken şef, şefken müdür olmak ister. Kimisi ticaretini büyütmenin, kimisi daha çok tanınan ve bilinen biri olmanın peşindedir. Kimisi şov, kimisi şöhret ister. Kimisi de gelecekte siyasi bir makam elde etmenin hesabını yapar.
Herkesin, herkesten sakladığı; aklının ve beyninin bir köşesinde bir hesabı vardır.
Elbette Allah’ın da bir hesabı vardır. O makamı herkes ister ama herkese nasip olmaz. Nasip olan da çoğu zaman “Ne oldum?” derken görev süresinin nasıl geçtiğini anlamaz.
Patenti fakire ait olan bir cümledir.
“Milletvekilinin bir günü, benim gibi bir gundinin bir yılına bedeldir.”
Milletvekili sabah saat 07.00’de kalkıp gece 24.00’te yatsa, benim bir yılda yaşadığım heyecanı belki de bir günde yaşar.
Aslında “milletvekili” kelimesinin anlamı her şeyi anlatır. Adı üzerinde; milletin vekili… Yani makamların değil, milletin temsilcisi. Gücün değil, hakkın yanında duran; sesi kısılmış insanların sesi, görülmeyenlerin gözü, haksızlığa uğrayanların tutunacak dalı olan kişidir.
Milletvekilliği, yalnızca seçim dönemlerinde vatandaşa el uzatıp seçim bittikten sonra ulaşılmaz olmak değildir. Bu görev; toplumun her kesiminin derdini dinlemeyi, sorunlarını devletin en yetkili makamlarına taşımayı ve çözüm üretmeyi gerektirir. Çünkü milletvekili, devlet ile millet arasında kurulan en önemli köprülerden biridir.
Bugün toplumun en büyük beklentisi; sadece kürsülerde konuşan değil, sokağa çıkan; esnafın, çiftçinin, işçinin, emeklinin, öğrencinin, engellinin ve kimsesizin derdiyle dertlenen temsilcilerdir. İnsanların sorunlarını yalnızca raporlara değil, vicdanına da yazabilen milletvekilleridir.
Milletvekili, sadece kendi çevresinin ya da kendi çıkarlarının peşinden koşan kişi olmamalıdır. Toplum yararına olan her konuda öncü olmalı, adaletin ve hakkaniyetin savunucusu olmalıdır. Bir siyasi görüşü temsil edebilir; ancak adalet söz konusu olduğunda tarafı yalnızca hak olmalıdır. Çünkü temsil ettiği makam, milyonlarca insanın emanetidir.
Görünür olmak da bu görevin ayrılmaz bir parçasıdır. Sadece seçim afişlerinde, protokol fotoğraflarında ya da milletvekili listelerinde yer almak yeterli değildir. Asıl görünürlük; selde vatandaşın yanında olmak, depremde enkaz başında bulunmak, hastanede dert dinlemek, köyde üreticinin, şehirde iş arayan gencin sesine kulak vermektir. Milletin içinde olmayan, milleti temsil edemez.
Toplumun hafızasında yer eden isimler; koltukta uzun süre oturanlar değil, insanların hayatına dokunanlardır. Bir çocuğun eğitimine katkı sunan, bir hastanın derdine çare arayan, bir işsizin umudu olan, bir haksızlığı gündeme taşıyan milletvekili unutulmaz. Çünkü gerçek temsil, yalnızca yasa çıkarmakla değil, insanın gönlüne girebilmekle mümkündür.
Milletvekilliği bir ayrıcalık değil, ağır bir sorumluluktur. O sorumluluk; makamın sağladığı imkânları kişisel kazanca dönüştürmek değil, milletin emanetini hakkıyla taşımaktır. Sessizlerin sesi olabilen, adaletin yanında durabilen, devlet ile millet arasında güven köprüsü kurabilen her milletvekili, görevini gerçek anlamıyla yerine getirmiş olur.
Unutulmamalıdır ki millet, kendisini yalnızca seçim günü hatırlayanları değil; iyi günde de zor günde de yanında olanları hafızasına yazar. Çünkü gerçek milletvekili, sadece listelerde yazan bir isim değil, hayatın içinde bir derde deva olabilendir.
Selametle…