enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,5272
EURO
55,8083
ALTIN
6.647,78
BIST
11.679,53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
13°C
Yozgat
13°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Yağmurlu
11°C
Pazar Parçalı Bulutlu
9°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
12°C

“Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz!”

“Toplumsal çürümeyi kabullenmiyoruz!”
16.10.2026
A+
A-

Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde medfun bulunan Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri’nin meşhur bir duası var:

“Yâ Rabbi! Bizi ziyaret eden, bir Fatiha okuyan bizdendir. Suda boğulmasın, ateşte yanmasın, imanını kurtarmadan ölmesin.”

Her seferinde bu dua beni benden alır. Allah bilir, İstanbul’a gidince ziyaret etmeden geldiğimi hatırlamıyorum.

İnşallah, bu yazıyı okuyanlar da ziyaret ederler!

Son dönemde yaşanan hadiseler, toplum olarak derin bir ahlaki muhasebeye ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha gösterdi. Özellikle fon kriziyle gündeme gelen haksız kazanç iddiaları, yolsuzluk tartışmaları ve giderek büyüyen güven bunalımı, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tabloyu önümüze koydu.

Daha vahimi, haksızlıkları önlemesi ve güven duygusunu ayakta tutması beklenen kişi ve kurumların da bu tartışmaların odağında yer alması. Yanlışın sıradanlaşması kadar, yanlış karşısında suskunluğun yaygınlaşması da vicdanları yaralıyor.

Artık bazı gerçekleri görmezden gelmek, yaşananları münferit hadiselerle açıklamak veya üzerini örtmek giderek zorlaşıyor. Eskilerin ifadesiyle “Mızrak artık çuvala sığmıyor.”

Son günlerde İnsan ve Medeniyet Hareketi ile Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı tarafından yapılan iki kamuoyu açıklamasını bu açıdan önemli buluyorum. Her iki kuruluş da bugüne kadar mevcut yönetime verdikleri destekle biliniyor. Dolayısıyla açıklamaların kıymeti yalnızca söylediklerinde değil, kimler tarafından ve hangi şartlarda dile getirildiklerinde de aranmalı.

İnsan ve Medeniyet Hareketi, fon krizi üzerinden ekonomik hayatın ahlaki temellerini sorguluyor. Haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve ahlaki duyarsızlaşmaya dikkat çekiyor.

Açıklamada şu uyarılar öne çıkıyor: “Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüzle davranışımız arasında tutarlılık gerektiren büyük bir emanettir.”

“Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez.”

Gerçekten de bir Müslümanın kazancını yalnızca kanunların izin verdiği sınırlarla değerlendirmesi yeterli olabilir mi? Helal-haram hassasiyeti, kul hakkı, emanet ve hesap verme bilinci nereye konulacak?

Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı ise “Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz!” başlıklı açıklamasında meseleyi daha geniş bir zemine taşıyor. Eğitimde terbiyenin ihmal edilmesinden medyanın yıkıcı etkilerine, sanal kumardan aile kurumunun zayıflamasına, denetimsizlikten yolsuzluğa kadar pek çok başlıkta ciddi uyarılarda bulunuyor:

“Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.”

“Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.”

Ahlak yalnızca toplumun görünür davranışları üzerinden konuşulamaz. Makam sahiplerinin kazançları, kamu kaynaklarının kullanımı, adaletin işleyişi ve güçlülerin hesap verebilirliği de ahlakın konusudur.

Üstelik bu meselede en ağır sorumluluklardan biri ilim adamlarına ve toplumun önünde yürüyen insanlara düşüyor. Nasihat, yalnızca kürsülerden halka yöneltilen anlatılar ve sözler değildir. Gerektiğinde hakkı hatırlatmak, yanlış olana itiraz etmek ve yakın gördüklerinin hatasını açıklıkla dile getirebilmektir.

Güç sahiplerinin hoşuna gitmeyecek diye susan bir ilim ve davet anlayışı, topluma nasıl rehberlik edebilir? Siyasi iklimler değişebilir. İktidarlar gelir geçer. Dün alkışlanan bir tercih yarın sorgulanabilir. Fakat ilim, ahlak, adalet ve hakikat ölçüleri günlük siyasi hesapların emrine verilemez. Dümenini siyasi rüzgârlara göre çeviren bir hareket, zamanla kendi istikametini kaybetme tehlikesiyle karşılaşır.

Karanlığın arttığı, umudun zayıfladığı zamanlarda insanlara yol gösterecek olanlar; bağımsız duruşlarını koruyan dava adamları, ilim öncüleri ve ahlak davetçileridir.

Diğer taraftan yöneticiler de kendilerine yöneltilen samimi ikazları tehdit olarak görmemelidir. Mesele, yöneticinin etrafında kaç insan bulunduğu değil, bu insanların ona ne söylediğidir. Hakikati hatırlatanlar uzaklaştırılıp her söyleneni alkışlayanlar yakınlaştırıldığında yönetici belki daha az itiraz duyar ama daha çok yanılma tehlikesiyle karşılaşır. Çünkü dalkavukların çoğaldığı yerde nasihat azalır; nasihatin azaldığı yerde yanlışlar büyür.

Samimi nasihatler rahmettir. Bu nedenle söz konusu iki açıklamayı da kıymetli buluyor, benzer uyarıların daha geniş bir vicdani muhasebeye dönüşmesini diliyorum.

Selametle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.