enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
47,3974
EURO
53,9857
ALTIN
6.110,00
BIST
13.501,55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Parçalı Bulutlu
21°C
Yozgat
21°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
19°C
Cuma Parçalı Bulutlu
22°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Pazar Açık
28°C

“Dünya iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan”…

“Dünya iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan”…
29.07.2026
A+
A-

Yozgat’ta yeni parti nasıl kurulacak, kurucuları kimler olacak, il başkanı kim olacak, il yönetimi nasıl ve kimlerden oluşacak? Ben de merakla bekliyorum. CHP’nin devamı niteliğinde bir görüntü mü verecek, yoksa yeni yüzler ve yeni isimler mi siyasete girecek? Başka partilerden katılanlar olacak mı? Doğrusu merak içindeyim.

Yozgatlının siyasete bakışı değişti mi? Siyasette değişim ve dönüşüm nasıl olacak? Yakından takip ediyorum.

Sokaktaki vatandaşa yeni bir hikâye mi sunulacak? Ümit ve umut nasıl korunacak? Bunları da ilgiyle izliyorum.

Yozgatlı, Aynalı Kahve’de siyasetçiye bakışını şöyle tarif ediyor:

“Dünya iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan.”

Yani “kazı kazan” değil, “kazan kazan”…

Siyasete girenler için ise sokak şöyle söylüyor:

“Aklı başında bir adam işini, gücünü, çoluğunu çocuğunu ihmal edip de bu işlere girer mi? Vardır elbet bir menfaati.”

Evet, sokak ağzı böyle…

Ben de bunları gözlemlerken, duyarken pat diye yeni bir parti çıktı ortaya.

Benim de merak ettiğim, Yozgat’ta siyaset ve siyasetçiye bakış açısının aynı kalıp kalmadığı ya da değişip değişmediği… Bunu en iyi görebileceğim yer de yeni parti olacak. Birkaç gündür farklı açılardan bu konuya parmak basıyorum.

Bugünkü yazımda gündemle ilgili düşüncelerimi farklı bir dille anlatmak istedim.

Buyurun lütfen…

Zamanın birinde bir köyde bir ağa yaşarmış. Ağa, köklü bir aileden gelmesine rağmen her muhtarlık seçimini kaybeder, her defasında da muhtarı köylüye şikâyet edermiş.

Gel zaman git zaman, cevval bir çoban bulan ağa, onu aşağı mahalledeki ahırlarından sorumlu yapmış. Ancak çoban, zamanla ahırın, samanın ve sürünün işini bırakıp konağın içine karışmaya başlamış. Önce ağanın ortaklarını etkilemiş, sonra marabalarını kendi tarafına çekmiş. Öyle ki ağanın en güvendiği yaver bile günün sonunda çobanın safına geçmiş.

Çoban, “Ben bu köyde muhtarlığı kazanırım.” diyerek marabaları peşinden sürüklemiş, ardından da ağaya rest çekmiş. Fakat çoban, “Bu iş hemen ağa olmakla olmaz.” deyip yavere dönerek, “Sen ağa ol, ben de muhtar olayım.” demiş.

Marabaların bir kısmını arpayla, bir kısmını arpa suyuyla ayartmış ve sonunda eski ağayı konaktan uzaklaştırmış. Böylece yaver ağa, çoban paşa yeni bir dönem başlamış.

Aradan zaman geçmiş. Köyün sokaklarını kim temizleyecek diye yapılan seçimde onların dediği olmuş. Güç çobanın eline geçtikçe kibir de büyümüş. Artık ne ahır umurundaymış ne saman… Tek hedefi muhtarlık koltuğuymuş.

Bir yandan akçeli işlerle anılmaya başlamış, diğer yandan yeni ağayı adeta emir eri hâline getirmiş. Çobanı sevenler ise, “Yeter ki muhtar değişsin, çoban ne yaparsa yapsın.” diyerek olup bitene gözlerini kapatmış.

Çoban, “Bana kimse dokunamaz.” diye meydan okuyacak kadar güçlenmiş. Kendine bir çevre kurmuş, köyün malı mülkü ne varsa himmetine tabi kılmış. Öyle bir düzen oluşturmuş ki konakta ağanın sözü değil, çobanın yüzü eder olmuş.

Her ne olmuşsa, günlerden bir gün konakta çalışan birileri şehre inip yaveri ve çobanı mahkemeye şikâyet etmiş. Hâkimler, jandarmalar köye gelmiş, olan biteni araştırmış ve sonunda çobanı kolundan tuttuğu gibi zindana atmışlar.

Köy kahvesinde kimileri, “Muhtar olacağı için başına bunlar geldi.” demiş; kimileri de, “Yanlış yaptı, cezasını çekiyor.” diye konuşmaya başlamış.

Yaver ise ne çobanı kaybettiğine üzülebilmiş ne de artık onun gölgesinde kalmayacağına sevinebilmiş. İşi gücü bırakıp zindanın kapısında beklemeye başlamış. İçeriden gelen sesi duyar duymaz da hiç düşünmeden:

“Muhtar adayımız çobandır.” diye ilan etmiş.

Bütün bunlar yaşanırken konağın içinde ise başka bir âlem varmış. Kafayı çekenler, samanlıkta basılanlar, cebini dolduranlar… Herkes keyfinde, daha doğrusu işinde gücündeymiş.

Bir de konağın gözde delikanlısı varmış ki sırtını sıvazlayanlara aldırış etmiyor, olur da konakta bir tartışma çıksa kimi zaman dere kenarına, kimi zaman dağın ardına saklanıyormuş. Kimseye açık etmese de çobana karşı içten içe büyük bir kin besliyormuş.

Derken bir gün postacının getirdiği zarfı açan yaver küplere binmiş. Mahkeme, eski ağaya haksızlık yapıldığına hükmetmiş; konağın ve idarenin yeniden kendisine verilmesini emretmiş.

Eski ağa, yıllardır beklediği hesap günü gelince pusudan çıktığı gibi konağa doğru yürümeye başlamış. Etraftan birileri, “Etme ağam, yapma ağam.” demişse de fayda etmemiş. Konakta direnenler de olmuş ancak günün sonunda ağa yeniden postuna oturmuş.

İlk emri de kısa ve netmiş;

“Önce şu hırsızları bu evden temizleyin.”

Yaver ve arkadaşları ise, “Biz muhtar olacaktık, başımıza bunlar geldi. Bütün bunların sebebi muhtardır.” diye feryat etmeye başlamış.

O sırada muhtar ise köyün altyapısıyla uğraşıyor, yıllardır süren kan davalarını bitirmeye çalışıyor, sofralara bereket gelsin diye mücadele ediyor, başka köylerden gelen muhtarları ağırlayarak köyün itibarını artırmaya gayret ediyormuş.

Kısacası onun derdi ne ağa, ne yaver ne de çobanmış; derdi yalnızca köymüş.

Günün sonunda çobanın türküsünü söyleyen yaver ve arkadaşları, “Biz yeni bir ev kuruyoruz.” diyerek konaktan ayrılmışlar.

Ayrılırken de köy meydanında yüksek sesle şöyle bağırmışlar;

“Gerçek ağa biziz. Kapımız aynı, soframız aynı, sözümüz, sübutumuz aynı, başımız, kasketimiz aynı… Marabalarımız da aynı, muhtar adayımız da aynı.”

Yeni konağa yürürlerken, kirli torbanın ucundan sarkan “eski kilimin yeni püsküllerini” gören köyün delisi arkalarından bağırmış:

“Peki bu neyin yenisi ağam?”

Selametle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.