enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
43,5982
EURO
51,7265
ALTIN
7.006,33
BIST
13.761,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
5°C
Yozgat
5°C
Hafif Yağmurlu
Salı Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
5°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
8°C
Cuma Çok Bulutlu
11°C

“Toplumsal olarak yeni bir puta tapar olduk”

“Toplumsal olarak yeni bir puta tapar olduk”
09.02.2026
A+
A-


“El âlem ne der”

Hakikat ile size sunulan gerçeklik arasında duran o ince çizgi, aslında sandığınızdan çok daha muğlak bir zemine sahiptir. Bu iki uç arasındaki tek belirleyici etki, güya “kendi” hür iradenizle yaptığınız tercihlerdir. Yani kendi iradenizle almış olduğunuz kararlardır. Hangisine inanmak istiyorsanız, onu doğru kabul edersiniz. Bu durum, bir bakıma zihninizin size oynadığı; aynalarla dolu bir labirentteki oyun misalidir. Ancak asıl soru şudur: O labirente girmeye siz mi karar verdiniz, yoksa bir el sizi o aynaların önüne mi bıraktı?

Yaşadığınız dünya, etrafınızda olup biten olaylar; bir hamster çarkı gibi içinde sonsuz bir döngüyle dönüp durduğunuz sosyal medya ve televizyonlardan size dayatılan şaşaalı sanal gerçeklik hâli, bir durum karşısında aldığınız kararı bütünüyle etkiliyor. Oy verdiğiniz partiden, sarsılmaz bir kale gibi savunduğunuz ideolojik görüşe ve dahi tuttuğunuz takıma kadar almış olduğunuz bütün kararların kendi tercihiniz dâhilinde olduğunu düşünürken bile, esasında sosyolojik bir dış etkinin, görünmez iplerle sizi yöneten bir kuklacının yönlendirmesi neticesinde şekillendiğini fark etmiyorsunuz. “Neye inanmak isterseniz ona inanırsınız” demek yerine, “sizi neye inandırmak isterlerse ona inanırsınız” sözü bugün daha gerçekçi duruyor.

Modern insan, bu büyük tiyatro sahnesinde kendi repliklerini yazdığını zannederken, aslında kulağına fısıldanan suflörün sesini kendi iç sesi sanıyor. Sosyal medyanın hayatımızı çepeçevre kuşattığı, her ekranın bir gözetleme kulesine dönüştüğü bu dijital çağda, artık aldığımız kararların gerçekten kendi kararımız olup olmadığı konusunda derin bir şüphe duymaktan kendimizi alamıyoruz. Algoritmaların bizi bizden daha iyi tanıdığı bu evrende, “ben seçtim” demek; bir rüzgâr gülünün rüzgâra yön verdiğini iddia etmesi kadar beyhudedir. Herman Melville’in Katip Bartleby eserinin başkarakteri Bartleby’nin o meşhur “Yapmamayı tercih ediyorum.” repliğini kullanabilme cesaretini gösteremediğimizden beri, bize dayatılan şıklardan birini seçtiğimizde özgür irademizi kullandığımızı sanarak günü kurtarmış oluyoruz.

Bir zamanlar “İçimizde ‘el âlem’ diye bir put var, büyüttüğümüz.” diye bir söz sarf etmiştim. O put; evimizdeki eşyaların renginden üzerimizdeki kumaşın dokusuna, alacağımız markadan fotoğrafını çekip sergileyeceğimiz lokantadaki yemeğe kadar her anımızda tepemizde dikiliyordu. Aldığımız kararların tamamında ağır bir çevre baskısı hissediyorduk. O zamanlar başkaları için yaşadığımızı düşünerek mevcut durumu eleştirir gibi görünüp bundan şikâyetçi olsak da, o konforlu esaretimizi bozmaya, kendimizi değiştirmeye hiç niyetimiz yoktu. Şikâyetimiz, aslında bir tür günah çıkarma seansı gibiydi; ama o putun önünde eğilmeye devam ediyorduk.

Zaman ilerledi, teknoloji gelişti ve durum başka bir hâle evrildi. Temelde mantığımız ve karar mekanizmamız değişmese de cümledeki özne ile nesne yer değiştirdi. Hatta dikkatli bakıldığında, nesne ve yüklem de değişmedi. Her hâlükârda nesne biz olmaya devam ettik ve yaptığımız eylemler, aynı onaylanma ihtiyacıyla beslenen döngüde varlığını sürdürdü. Ancak hayatımızdaki özne; el âlemden algoritmaya, mahalle baskısından dijital onaya acımasızca evrildi.

Bizim payımıza ise kendi hayat hikâyesinde figüran kalan, öznesi olamadığımız bir hayatın nesnesi olarak yaşamak düştü. Artık kararlarımız birer tercih değil; maruz kaldığımız verilerin kaçınılmaz çıktıları hâline geldi. Bu sosyolojik kuşatma altında kendi “ben”liğini bulmak isteyen birinin, önce o hamster çarkından inmeyi göze alması gerekir. Bazen de bir deprem sarsıntısıyla kendine gelmesi…

Bize dayatılan tercihlerin doğurduğu çaresizlik yerine, irademize vurulan prangalardan kurtulabilmek; inandığımız değerler doğrultusunda kendi irademizi ortaya koyabilmek dileğiyle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.