İnsanlar, yaratılışları gereği merak eden varlıklardır. Merak, doğru yere yöneldiğinde ilmin ve hikmetin kapısını açar; yanlış yere yöneldiğinde ise insanı başkalarının hayatlarının seyircisi hâline getirir. Günümüzde magazin kültürü tam da bu noktada karşımıza çıkıyor. Televizyonlardan sosyal medyaya, internet sitelerinden dedikodu programlarına kadar uzanan geniş bir alanda insanlar, kendi hayatlarını geliştirmek yerine başkalarının özel hayatlarını takip etmeye teşvik ediliyor.
Bir sanatçının kiminle görüştüğü, bir sporcunun hangi restoranda yemek yediği, bir siyasetçinin aile hayatında neler yaşadığı günlerce konuşulabiliyor. Oysa bütün bu bilgiler, insanın ne ahiretine ne de dünyasına ciddi bir katkı sağlıyor. Saatlerce başkalarının hayatlarını izleyen kişi, çoğu zaman kendi hayatının muhasebesini yapmaya vakit bulamıyor.
İslam ise insanı kendi sorumluluklarına yöneltir. Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde şöyle buyrulur;
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın…” (Hucurât, 49/12)
Ayette geçen “tecessüs”, yani insanların gizli hâllerini araştırmak, İslam ahlakında hoş karşılanmayan davranışlardan biridir. Çünkü kişinin mahremiyetine saygı göstermek, insan onuruna saygı göstermenin bir parçasıdır.
İslam’ın ilk dönemlerinde bu konuda dikkat çekici örnekler vardır. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde bir gece Medine’de dolaşırken bir evden sesler duyduğu rivayet edilir. İçeride yanlış bir iş yapıldığını düşündüğünde, ev sahibinin şu ikazıyla karşılaşır:
“Ey Ömer! Eğer biz bir hata yaptıysak, sen de duvardan atlayarak ve izinsiz girerek hata yaptın.”
Bunun üzerine Hz. Ömer geri çekilmiş ve insanların özel alanlarına müdahale etmenin doğru olmadığını kabul etmiştir. Bu rivayet, İslam’ın mahremiyet konusundaki hassasiyetini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Peygamber Efendimiz (sav) de insanların gizli hâllerini araştırmaktan sakındırmıştır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur;
“Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıplarını örter.”
Bu anlayış, kusur avcılığı yerine kusur örtücülüğü esas alan bir medeniyetin temelini oluşturmuştur. Ne yazık ki günümüzde magazin kültürü bunun tam tersini teşvik etmektedir. İnsanların en mahrem anları görüntülenmekte, hataları büyütülmekte, özel hayatları kamuoyunun eğlence malzemesi hâline getirilmektedir.
Daha da düşündürücü olan ise insanların kendi hayatlarını ihmal ederek başkalarının hayatlarını yaşamaya başlamalarıdır. Bir sanatçının boşanması, bir fenomenin tatili veya bir ünlünün giydiği kıyafet, bazı kimselerin kendi ailelerinden ve sorumluluklarından daha fazla ilgisini çekebilmektedir. Böylece insan, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp başkalarının hayatının seyircisi hâline gelmektedir.
Oysa Müslüman için asıl soru şudur;
“Ben bugün ne yaptım? Kendimi ne kadar geliştirdim? Rabbime karşı görevlerimi ne ölçüde yerine getirdim?”
Başkalarının hayatlarına harcanan vakit, kişinin kendi eksiklerini görmesine çoğu zaman engel olur.
İslam’ın önerdiği yol, insanların kusurlarını araştırmak değil, kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmaktır. Başkalarının mahremiyetini merak etmek değil, kendi kalbini ve davranışlarını güzelleştirmektir. Çünkü gerçek olgunluk, insanların gizli hâllerini öğrenmekte değil; kendi nefsini tanımakta ve onu terbiye edebilmektedir.
Belki de modern çağın en büyük tuzaklarından biri, insanlara başkalarının hayatlarını izletirken kendi hayatlarını unutturmasıdır. Müminin görevi ise bu tuzağa düşmeden, gözünü ve gönlünü faydasız meşguliyetlerden koruyarak kendi kulluk yolculuğuna odaklanmaktır.
Selametle…