enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,8378
EURO
55,6845
ALTIN
6.464,88
BIST
11.165,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
13°C
Yozgat
13°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
13°C
Pazar Çok Bulutlu
15°C
Pazartesi Çok Bulutlu
14°C

“İnanç ve fikir, hayatın yönünü belirler”

“İnanç ve fikir, hayatın yönünü belirler”
29.10.2026
A+
A-

İnanç ve fikir, insanı ve toplumu belli bir sisteme ve düzenli bir yaşayışa yönelten kural ve anlayışların kaynağı olarak bilinmektedir. Dinî veya başka konulardaki inanç, kişinin belli bir yaşam felsefesini benimsediğini ve buna göre düşünmeye başladığını ifade etmektedir. Materyalist ve seküler dünya, bu iki kavramı insan hayatından uzaklaştırmakla büyük problemlerin içine düşülmesine yol açmıştır.

İnançlar ve Hayatın Dizaynı

İnanç, kişinin belli norm ve değerlere bağlı yaşaması gerektiğini ortaya koyan manevi bir anlayışı ifade etmektedir. Çünkü insan, düşünen ve böylece olaylar hakkında karar verebilen bir varlıktır. Mantık, inanılmayan konularda kişinin olayların içinde isteyerek yer almadığını göstermektedir. En köklü inanç olan ilahi kaynaklara bağlılık ise insan ve toplumların bu inanç doğrultusunda adaletli ve ahlaklı bir hayat yaşaması gerektiğini ortaya koymaktadır. İnançtan uzak dinî veya sosyal çabaların ise hiçbir kurala tabi olmadan insanları bilinmez ve zararlı yönelişlere sürüklediği, birçok olaydan anlaşılmaktadır.

O hâlde kişilerin kendi inançlarının şuuruna varıp iki tercihten birini yapmaları gerekiyor: Ya inançlarını sembolik olarak dile getirmekten vazgeçmeleri ya da inanç olarak adlandırdıkları aidiyeti uygulamaları. Fakat özellikle İslam dini gibi asırlardır insanların aşkla ve şuurla bağlandığı inançların, bazı insanlar tarafından fiilen terk edildiği gerçeğiyle karşı karşıya bulunuyoruz. Bu durum, belki de bazılarının fark etmediği, içten içe bir çürüme olarak gerçekleşiyor!..

İslam, hayata dair temel konularda birtakım kurallar koymuş ve bu kurallar ne akla ne de sosyal gerçeklere aykırı olacak şekilde değerlendirilmiştir. Bu kurallar, yalnızca Müslüman ilim adamları tarafından değil, dürüst yabancı ilim adamları tarafından da saygı görmüş ve desteklenmiştir. Fakat günümüzde Müslüman kimliği taşıdığını söyleyen insanlar, bu inancı hayatlarında uygulamama durumuyla karşı karşıyadır. Bunun sebebi; dünyaya ait istekler, maddi kazançlar veya sosyal ve siyasi beklentiler olarak açıklanabilir.

Bazı insanların, inanç dışı yaşam felsefelerine ve doktrinlere bağlı olarak yaşaması da bir anlamda “inanç bağlılığı” olarak değerlendirilebilir. Çünkü burada da bazı kurallara ve sistemlere inanma durumu söz konusudur. Aynı zamanda bu doktrinlere kesin bir bağlılık bulunmaktadır.

İnançları Karşılaştırarak Doğruya Ulaşmak

İdeolojilerin veya seküler ve modern sistemlerin insana bir “dünya cenneti” vadettiklerini, yaşadığımız hayattan biliyoruz. Bu cennet, insanların her istediklerini yapabildiği ve önlerinde herhangi bir engelin bulunmadığı bir hayat anlayışıdır. Aslında Batı’da ortaya çıkan liberalizm, böyle bir mantık üzerine kurulmuştur. Serbest piyasa anlayışının temeli de buna bağlıdır. Yani otoriteler olmadan her şeyi yapabilmek!..

Bu anlayış önce iktisadi, ardından sosyal hayatta uygulanmış ve “kuralsız ve kontrolsüz” bir hayat anlayışı ortaya çıkmıştır. Fakat ne gariptir ki arzulara, ihtiraslara ve ideolojilere bağlı olarak kurulan bu “serbest dünya”, insanları huzurlu ve mutlu bir hayata ulaştıramamaktadır!..

Bugün insanlar, neyi niçin yaptıklarına dair bir düşünsel muhakeme içinde olmadan yaşamaktadırlar. Hâlbuki insan, hayatı düşünerek ve davranışlarını ölçülü hâle getirerek yaşayan bir varlıktır. Üstelik insan, yaptıklarından sorumlu olması gereken bir irade ve ahlak anlayışıyla hareket etmek durumundadır. Fakat materyalist ve seküler sistemler, insanı ya siyasetin ya da ekonominin kulu ve kölesi hâline getirerek gerçek inancıyla yaşamasından alıkoymaya çalışmaktadır.

Bunun sebebi ise eşyayı ve sistemleri ideal olarak benimseyen kapitalist ve sosyalist (komünist) yaşam felsefeleridir. Her ikisinin de inanç ve fikir yönleri, insanı kendisinden ve değerlerinden uzaklaştıran sorunlu bir çerçevede şekillenmektedir.

Bugünün insanının, aklını kullanarak kendisine hitap eden ilahi ve beşerî sistemlerin kurallarını uygulaması ve bunlardan hangisinin kendi iç dünyasını, sosyal hayatını ve siyasi işleyişini şekillendirdiğini görmesi gerekiyor. Bu özelliği gözden geçirerek kararını buna göre vermelidir. Aksi hâlde söylemlere, propagandalara veya ihtirasları kamçılayan sahte söz ve iddialara göre hareket etmiş olacaktır.

Selametle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.