Dünyaya gelen, Cenab-ı Allah’ın can verdiği, ruh üflediği ve sağlık, sıhhat, afiyetle ödüllendirdiği insanoğlu; zaman zaman hayatının belirli dönemlerinde kendisiyle yüzleşmeyi denemelidir.
“Ben ne idim, ne oldum?” demelidir. Yaşadığı hayatı, yaptığı ve yapmadığıyla; eksik ve fazla yönleriyle terazinin kefesine koymalıdır.
Ve neticede şunu unutmamalıdır:
Allah, bize belirli bir zaman diliminde dünyada yaşamayı lütfetti.
O hâlde şu sözü gönül rahatlığıyla söyleyebilmeliyiz:
“Madem insan olarak dünyaya geldik,
Geldiğimize, yaşadığımıza değsin.”
Peki, nelerle yüzleşmeliyiz?
- Dinimiz ve Müslümanlığımızla yüzleşmeliyiz.
Allahü Teâlâ bizden ne istedi? Biz neleri tam, neleri eksik yaptık? Bunun muhasebesini yapmalıyız. - Eşimizle yüzleşmeliyiz.
“Seninle şu kadar senedir aynı yastığa baş koyuyoruz. Evliliğimiz nasıl?” sorusunu cesaretle sorabilmeliyiz. - Evlatlarımızla yüzleşmeliyiz.
“Ey oğlum, kızım… Benim yapıp ettiklerim sizde nasıl bir izlenim bıraktı?” diyebilmeliyiz. - İş arkadaşlarımızla veya ortaklarımızla yüzleşmeliyiz.
- Gelir-gider dengesinde, ekonomik şartlarımızla yüzleşmeliyiz.
- Oy verdiğimiz siyasi partiyle yüzleşmeliyiz.
“Ben sana şu şu sebeplerle oy verdim. Verdiğin sözlerin ne kadarını tuttun, ne kadarını tutmadın?” dememiz gerekir. - Kendi bedenimizle yüzleşmeliyiz.
Tertemiz, sağlıklı bir bünyeyi ne hâle getirdiğimizi kendimize sormalı, sorgulamalıyız. - Bizim olmadığımız ortamlarda hakkımızda konuşanlarla yüzleşmeliyiz.
Olmayan şeyleri varmış gibi anlatan, dedikodu ve iftira üreten kişilerle hesaplaşmalıyız. - Akrabalarımızla, eş-dost ve tanıdıklarımızla yüzleşmeliyiz.
- Vatandaşı olduğumuz ülkenin kurumlarıyla yüzleşmeliyiz.
Elbette bu liste 50 maddeye kadar, hatta daha da fazlasına çıkarılabilir.
Ama şimdilik bu kadarıyla yetinelim.
Yüzleşmeye cesareti olanlara selam olsun…