Özgür Özel ve arkadaşları uzunca bir süreden sonra nihayet oynadı, güldü, yerini buldu… Partisini kurdu.
Demokrasi ve siyaseti yakından gözlemleyen birisi olarak bize düşen elbette “hayırlı olsun” demektir.
Daha önceleri herhangi bir parti kurulur, aradan birkaç gün geçer; bizim gibiler kamuoyunu ölçer, biçer ve kararımızı şöyle verirdik: “Bu parti ölü doğdu.” derdik.
Adı da kendi gibi yeni olan partiye böyle bir yakıştırma yapmamız mümkün değildir. Vallahi aslanlar gibi, nur topu gibi, hem de çok güçlü bir doğum oldu.
Evet, böyle deriz.
Çünkü siyasi tarihimizde doğduğu gün, adının konduğu gün ana muhalefet olan başka bir siyasi parti yoktur.
Bir de ne dikkatimi çekti biliyor musunuz?
Özgür Özel, yeni partinin reklamlarında Yozgat’ta yaptığı mitingde bindiği traktörün resmini koymuş.
“Vay anasını, sayın seyirciler!” dedim.
AK Parti’yi Yozgat’ta yönetenler bu resme iyi bakmalıdır.
Çıkarmaları gereken dersler, almaları gereken acil önlemler vardır.
Mesele esasen şimdi başlıyor.
Türkiye siyasetinde uzun süredir devam eden bir belirsizlik nihayet sona erdi.
CHP’de yaşanan kurultay tartışmaları, mahkeme kararları, genel başkanlık kavgası, istifalar, ihraçlar, karşılıklı suçlamalar ve parti içindeki meşruiyet mücadelesi yeni bir siyasi sonuç doğurdu: Özgür Özel ve beraberindeki milletvekilleri CHP’den ayrıldı, Yeni Parti’yi kurdu.
Yeni Parti, 91 milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci büyük siyasi gücü ve ana muhalefet partisi konumuna geldi. CHP ise 44 milletvekiliyle yoluna devam edecek.
Bu noktadan sonra hâlâ eski tartışmaların içinde dolaşmanın, her siyasi gelişmeyi CHP’nin iç kavgası üzerinden okumaya çalışmanın, aylarca aynı kurultay dosyalarını konuşmanın ülkeye kazandıracağı hiçbir şey yoktur.
Çünkü artık ortada bir ihtimal değil, kurulmuş bir parti vardır.
Bir hazırlık değil, tamamlanmış bir siyasi ayrışma vardır.
Bir parti içi muhalefet hareketi değil, Meclis’te ana muhalefet gücüne ulaşmış yeni bir siyasi aktör vardır.
Bu hareket başlayana kadar ne olduysa oldu.
Kim kimi destekledi, kim hangi kongrede hangi tarafta durdu, hangi milletvekili hangi bildiriyi imzaladı, kim parti yönetimine karşı çıktı, kim mahkeme kararını meşru gördü, kim görmedi…
Bütün bunlar artık siyasi tarihin ve gerektiğinde yargının konusudur.
Bugünün meselesi ise başkadır.
Bugünden sonra kavga politiktir.
Yeni Parti artık yalnızca CHP’den neden ayrıldığını anlatan bir yapı olarak kalamaz. Sürekli geçmişte yaşanan mağduriyetleri hatırlatarak, kurultay tartışmalarına dönerek, eski parti yönetimini suçlayarak siyaset yapamaz.
Çünkü artık muhalefet etmek istediği yapı CHP yönetimi değil, Türkiye’yi yöneten iktidardır.
Yeni Parti’nin karşısında artık bir parti içi rakip değil; yönetilmesi gereken bir ekonomi, çözülmesi gereken sosyal meseleler, güçlendirilmesi gereken bir sağlık sistemi, yeniden düzenlenmesi gereken eğitim politikaları, tartışılması gereken bir anayasa ve cevap bekleyen bir dış politika tablosu vardır.
Dolayısıyla Yeni Parti’ye sorulması gereken ilk soru şudur:
Türkiye’ye ne teklif ediyorsunuz?
Ekonomide hangi modeli savunuyorsunuz?
Enflasyonu nasıl düşüreceksiniz?
Vergi sistemini nasıl değiştireceksiniz?
Asgari ücretlinin, emeklinin, esnafın ve çiftçinin gelirini artırmak için hangi somut programı uygulayacaksınız?
Kamu harcamalarında nereden tasarruf edeceksiniz?
Belediyelerinizde savunduğunuz ekonomik anlayışı merkezi yönetime nasıl taşıyacaksınız?
Sağlık sisteminde aile hekimliğinden şehir hastanelerine, ilaç tedarikinden hekimlerin çalışma şartlarına kadar hangi değişiklikleri yapacaksınız?
Eğitimde müfredat, öğretmen atamaları, üniversiteler ve mesleki eğitim konusunda ne öneriyorsunuz?
Terörle mücadele politikanız nedir?
Türkiye’nin Suriye, Irak, İran, Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde hangi çizgiyi savunuyorsunuz?
Savunma sanayisinde mevcut politikaları sürdürecek misiniz, değiştirecek misiniz?
Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacını kabul ediyor musunuz?
Kabul ediyorsanız nasıl bir anayasa öneriyorsunuz?
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne karşıysanız yerine ne koyacaksınız?
Güçlendirilmiş parlamenter sistem diyorsanız bunun maddelerini, denge ve denetleme mekanizmalarını, yürütmenin yapısını ve seçim sistemini açıkça anlatacak mısınız?
Bunlar artık kaçınılabilecek sorular değildir.
Çünkü 91 milletvekiliyle Meclis’in ikinci büyük partisi olmak yalnızca bir siyasi imkân değil, ağır bir sorumluluktur.
Ana muhalefet partisi olmak, her şeye itiraz etmek demek değildir. Alternatif bütçe hazırlamak, alternatif dış politika üretmek, kanun teklifleri sunmak, toplumun önüne uygulanabilir bir hükûmet programı koymak demektir.
İktidar açısından da yeni bir dönem başlamıştır.
İktidar partisi bundan sonra muhalefeti yalnızca CHP üzerinden okuyamaz. Eski CHP tartışmalarını sürdürerek, muhalefetin kendi içindeki kavgasını gündemde tutarak veya Yeni Parti’yi CHP’nin geçici bir uzantısı gibi görerek siyaset yapamaz.
Meclis’te yeni bir ana muhalefet partisi vardır.
Bu siyasi gerçek kabul edilmeli, Meclis komisyonlarından konuşma sürelerine, siyasi temaslardan anayasa görüşmelerine kadar bütün ilişkiler yeni tabloya göre düzenlenmelidir.
İktidar, Yeni Parti’nin programını eleştirir, politikalarıyla mücadele eder, yanlışlarını ortaya koyar. Ancak bunu kişisel husumetler, eski parti kavgaları veya sürekli geçmişi hatırlatan bir dille yaparsa yeni dönemin ruhunu kaçırır.
Aynı şekilde CHP de bundan sonraki varlığını yalnızca Yeni Parti’ye yönelik öfke üzerine kuramaz.
CHP, “Bizi böldüler”, “Partimizi elimizden aldılar”, “Asıl mirasın sahibi biziz.” diyerek siyaset yapmaya devam ederse giderek küçülen, kendi tarihinin içine kapanmış bir yapıya dönüşür.
CHP’nin de kendisini yeniden tarif etmesi gerekir.
Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP neyi savunmaktadır?
Yeni Parti’den hangi temel politikalarla ayrılmaktadır?
Ekonomide, dış politikada, Kürt meselesinde, laiklik anlayışında, devlet yönetiminde ve belediyecilikte Yeni Parti’den farklı olarak ne önermektedir?
Türkiye artık bu soruların cevaplarını duymak zorundadır.
Artık herkes pozisyonunu güncellemelidir.
İktidar kendi başarılarını ve eksiklerini yeni rakibine göre değerlendirmelidir.
Yeni Parti, mağduriyet anlatısından çıkarak bir hükûmet programı hazırlamalıdır.
CHP, geçmişin mirasına sığınmak yerine neden var olduğunu yeniden açıklamalıdır.
Diğer muhalefet partileri de seçmen tabanlarının Yeni Parti karşısında nasıl değişeceğini görerek politikalarını yenilemelidir.
Medya da bu dönüşümü doğru okumalıdır.
Her tartışmayı eski CHP kavgasına bağlayan, her konuşmayı kurultay dosyalarıyla açıklayan, her siyasi gelişmeyi Özgür Özel-Kemal Kılıçdaroğlu çatışmasının devamı olarak sunan yayın anlayışı geride kalmalıdır.
Türkiye’nin önünde çok ağır meseleler var.
Hayat pahalılığı var.
Gelir dağılımı sorunu var.
Deprem gerçeği var.
Nüfusun yaşlanması var.
Gençlerin gelecek kaygısı var.
Sanayide dönüşüm ihtiyacı var.
Tarımda üretim problemi var.
Enerji güvenliği var.
Göç meselesi var.
Adalet meselesi var.
Yeni bir anayasa tartışması var.
Dünyada büyük güçler arasında sertleşen bir rekabet var.
Türkiye bütün bu meseleleri çözerken siyasi partilerin geçmişte kimin hangi koltuğa oturduğunu tartışacak lüksü yoktur.
Yeni Parti artık kuruldu.
Eski defterler kapanmıştır.
Eski mazeretler tükenmiştir.
Eski parti içi savaş, yerini açık bir siyasi rekabete bırakmıştır.
Şimdi sıra programlarda, projelerde ve kadrolardadır.
Şimdi herkesin önünde aynı soru vardır:
Tam burada Yeni Parti’ye ve kadrolarına şu soruyu sormak hakkımızdır:
Türkiye’yi nasıl yöneteceksiniz?
Bu soruya güçlü, uygulanabilir ve inandırıcı cevap veren kazanacaktır.
Cevap veremeyen ise hangi tarihî mirasa, hangi mağduriyet anlatısına veya hangi siyasi etikete sahip olursa olsun kaybedecektir.
Selametle…