enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
48,2796
EURO
56,0043
ALTIN
6.776,73
BIST
14.229,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
21°C
Yozgat
21°C
Hafif Yağmurlu
Salı Açık
25°C
Çarşamba Açık
25°C
Perşembe Açık
25°C
Cuma Parçalı Bulutlu
25°C

“Son bahar”

“Son bahar”
01.09.2026
A+
A-

Artık yaz aylarının sonuna geliyoruz. Sonbahar yavaş yavaş kendini belli etmeye başlayacak. Önce yapraklar sararacak, sonra dökülecek, yağmur vakitleri gelecek. Okullar açılacak, çocuklar gürültülü okul koridorlarını ve bahçeleri dolduracaklar. Hasat bitmiş olacak, anneler telaş içerisinde kışlık hazırlıklarını yapacak. Yaz güneşinin yerini ara ara bulutlar ve hafif bir rüzgâr alacak.

Sonbahar, aynı zamanda siyasetin enerjisinin yüksek olarak yeniden başlaması anlamına da gelir. Türkiye için fikri olan her siyasetçi, yaz boyunca biriktirdikleri heybeleri ile yeniden siyasetin gürültülü mecrasına dâhil olacaklar.

Siyaset, insan iyi olsun, huzurlu ve mutlu olsun diye fikir ve çözüm üretmektir aslında. Bakmayın siz, siyaseti bir rant hâline getirmeye çalışan, sözüm ona millet için çözüm üretmek yerine esnaflık yapanlar bu kurumu ne kadar kirletmeye çalışsa da tüm sorunların çözüm mekanizması, çatısı ve adı siyasettir.

Orta Çağ’dan bu yana siyaset, siyasetçi ve halk ilişkisi derin sorunları içinde barındırmıştır. Yunan şehir devletlerinde bile gücü eline geçiren siyasetçilerin yanlış yaptıklarını görüyoruz. Belki de bu yüzden antik demokrasinin yerini beylikler ve krallıklar almıştır. Çünkü gücün tek bir elde toplanması, siyasilerin kendi içlerindeki mücadeleleri nedeniyle aslında gücü kötüye kullandığını gören halklar, tek bir yöneticinin gücü altında toplanmayı tercih etmişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar bu sürecin nasıl geldiğini az çok biliyoruz. Sonrasında krallıklar çağı ve kralların, hükümdarların ellerinde bulundurduğu gücü millet için, millet lehine kullandıklarını görüyoruz. Ancak kralların, hükümdarların gücünün kaybolduğu zamanlarda, kralın arkasına saklanan ve kendilerine güç devşiren yöneticiler tüm sistemi bozmaya başladılar. Kraldan, hükümdardan daha güçlü hâle gelen bu tip yöneticiler, tüm siyaseti dizayn eder hâle geldiler. Hükümdarlar, krallar belli bir süreden sonra bu yöneticilerin söylediklerini dinler oldular ve millet de halk da olan bitenden kopmuş ve ayrılmış oldu. Millet, kendileri için artık büyük bir sorun hâline gelen ve yozlaşan krallıklara en sert reaksiyonu göstermeye başladı.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitişi ile çok sayıda kayıp ve insanlık suçunun yaşandığı dünya, demokrasiyi, millet idaresini ve seçim şartlarını kabul ettiğini iddia eden iki yönetim kutbuna bölündü. Doğu Bloku, ortak üretimi ve insan eşitliği ütopyasını savunan, sözüm ona yöneticilerin seçildiği bir yönetim sistemini; Batı ise üretimi, sanayileşmeyi ve sermaye gücünü savunan, idarecilerin biraz daha demokratik seçimlerle geldiği başka bir yönetim sistemini kabul etti.

Yüzyılın ikinci yarısı aslında işte yukarıda anlattığımız bu iki blok arasında sıkışmış insanların demokrasi, seçme iradesi ve eşitlik için mücadelesi ile geçti. Çok faydası oldu mu? Hayır. Ama en azından egemenliğin millette olacağı iddiasında olan siyasetin fütursuzluklarını engelledi.

Yüzyıla işte bu aldatılmış tablo ile girdik. Bu yönetim biçimlerinin en başarısızı olan Komünizm ilk çöken oldu. Ardından durumu gören Batı da sallanmaya başladı. Bu, aslında Antik Yunan’dan başlayıp günümüze kadar gelen ve ne kadar değiştirilmek istense de değişmeyen siyasi elitler ile sıradan vatandaş arasındaki mücadelenin tarihidir.

Siyasilerin bu üstenci tavrı ve kontrol istekleri nedeniyle yönetim biçimi değişse de gerçekler değişmedi. Görünen o ki dünya yeni bir sürecin eşiğinde ve yeni bir şeyler geliyor gibi. Bunun sonucunda ortaya çıkacak olanın ne olduğunu şimdiden kestirmek mümkün değil. Bu mücadele, yönetenler ile yönetilenler arasında değil; seçilen ile seçen arasında bir yapıya evrilecekmiş gibi görünüyor.

Asırlardır siyaset bu işin esnaflarında kalmıştı. Görünen o ki bu değişecek. Yeni iletişim ve bilişim dünyası artık eski usul siyaseti bitirecek.

Türkiye de uzun yıllardır bu konuda önemli çabalar gösterdi. Bulunduğu coğrafyanın izin verdiğinden çok daha demokratik olmak, milletin sözünü dinlemek, siyasetçiyi değil seçeni önceleyen bir politika için çok çaba sarf etti. Siyasal elitlerin, devlet içindeki güç odaklarının tüm çabasına rağmen bunu bir ölçüde başardı.

Her şey tamam mı? Tabii ki hayır. Ancak halkın siyasete dâhil olması için artık daha temiz bir iklim var. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli’nin siyasi partiler kanunu ve seçim yasası üzerinde bu sonbaharda gerekenleri yapacağını ve millet egemenliği için daha derin değişikliklerin olacağını görüyor ve bekliyoruz.

Bütün bu değişimlerin sonunda siyaset esnaflığının biteceği, siyasal elitizmin son kalıntılarının temizleneceği görülüyor. Bu yeni bakış açısının özellikle çevremizdeki devletlere de yansımaları olacak. Türkiye Cumhuriyeti dünyaya yeniden katkı sağlayacak.

Bu konuda dikkatli olmak ve entrikaları görmemiz gerekli. Biraz çaba sarf edersek yeni Türkiye güzel olacak.

Selametle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.