Farkında mısınız? Toplum olarak hiçbir şeyden memnun olmamaya başladık!
İyiliği takdir etmek yerine, kötülüğe ışık tutmakta üzerimize yok!
Mutlu olmak elimizdeyken… mutsuz bir toplum olma yolunda ilerliyoruz sanki!
Yapılan her işi, iyi olsun kötü olsun, hiç beğenmiyoruz ve hep bir şeylerden şikâyetçi oluyoruz.
Memnun olmadığımız durumlarda elbette eleştiri yapacağız; ama memnun olduklarımıza da sırf laf olsun diye eleştiri yapmaktan hiç çekinmiyoruz.
Oysa “Bize gerekli olan; yalansız bir iyilik, incitmeyen güzellik, güler yüzlü doğruluktur.”
Hayal kurmuyoruz! Daha doğrusu, hayal kurmaktan korkuyoruz!
Hayal kuran kişiye de “Aman canım, bu da pek bir hayalperest!” demekten çekinmiyoruz.
Oysa o hayali kulunun kalbinden geçirip diline düşüren Rabbin, onu hayatına nasip edeceğini düşünmüyoruz.
Cenab-ı Hak önce sana hayal etmeyi nasip eder; sonra hayatına uygulaman için tüm yolları sonuna kadar açar. Allah sana bir yol açarsa da onu kapatmaya kimsenin gücü yetmez!
Bir şeyleri düzeltmek yerine hep bozmayı tercih ediyoruz.
Yapılanı bozmak daha kolay geliyor çünkü! Eleştirini, elini vicdanına koyarak yap!
Emek verilerek yapılan işlerde takdir etmek yerine çelme takmayı daha çok seviyoruz.
Kendi yapamadığımızı bırakın desteklemeyi, başkasının yapmasını dahi hazmedemiyoruz.
Hırs gözümüzü kör ediyor; “Bunu o nasıl yapar?” deyip hasedimizden kendi kendimizi yiyoruz.
Hemen kuyu kazmak için alıyoruz elimize kazma küreğimizi! Başarıyı kabullenemiyoruz.
Bu başarı öyle bir şey ki, hazmı zordur; sözde bizi sevenler bile hemen yanımızdan uzaklaşıverir.
Çünkü “İnsanların seni en çok sevdiği zaman, onların işine en çok yaradığın zamandır.”
Hemen her duyguyu; sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, ilgiyi, değer vermeyi, insan olmayı unutuyoruz, tüketiyoruz.
Oysa değer vermekle bizden kaybolan bir şey olmayacak ki! Bunu idrak edemiyoruz.
Bir gönle girmenin, kırmaktan daha kolay olduğundan bihaber yaşıyoruz.
“Sadece şefkat iyileştiricidir! Çünkü, içindeki tüm hastalıklar sevginin eksikliğinden kaynaklanır.”
Ben bir insanı sadece ismiyle tanırım; ne olduğunu, kim olduğunu asla merak etmem.
Özelini hiç bilmem, açıkçası bilmek de istemem.
Benim için önemsizse hiç ilgilenmem.
Kaybetmekten hiçbir zaman korkmam; çünkü kaybetmek istemediğimi zaten bırakmam ki!
Kimseye kinim, nefretim yoktur; yüzüme gülünce her şeyi unuturum.
Affederim; ama beni üzen, kıran, değersizleştiren kişiye karşı hiçbir zaman eskisi gibi olmam, olamam.
Etkiye tepkiyi elimde olmadan, istem dışı gösteririm.
Eğer bir insan beni gözden çıkarıp bitiriyorsa, ben onu hiç olmamış sayarım.
İnsanlara verilecek en büyük cezayı, onları görmezden gelerek veririm.
Hayatımdan edindiğim tecrübelerden yola çıkarak kendimden birkaç örnek verdikten sonra, yazının devamında biraz da umuttan bahsetmek istiyorum.
“Biz hayatta her zaman kendi umudumuzun bekçisi olacağız! Umudumuzun yitip gitmesine, kaybolmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Umudu yanına alan her insan için, en zifiri karanlık gecenin sabahında bile güneş mutlaka yeniden doğacaktır. Buna yürekten inanacağız.”
Çünkü “Hayat, güçlü bir iradeye, azimli bir çalışmaya, tutkulu bir yüreğe sahip olanı her zaman öne çıkartır.”
Deneyin, göreceksiniz…
Ama sen, her şeye rağmen gülümsemeyi sakın bırakma ve asla pes etme.