Ortadoğu’ya demokrasi getiriyoruz palavralarıyla, Arap Baharı palavralarıyla Kaddafi, Saddam, Esad gibi İsrail’in belaları önce ortadan kaldırıldı. Sıra İran’da, onu da kendilerince yola getirme peşindeler.
Ankara’da güvenlik bürokrasisi ve hükümet yapılan zirve toplantılarda bütün senaryoları tek tek masaya yatırıp üzerinde çalışılıyordur. Özellikle ülkemiz bu kirli savaşın etkilerinden nasıl korunur hesabı yapılıyordur.
Yıllardır Cumhur İttifakı’nın “Beka” sorunu dediği, muhalefetin “ti”ye aldığı meselenin hakikati ve gerçekliği kamuoyuna tüm yönleriyle anlatmanın çalışması yapılıyordur.
Hükümet, terörsüz Türkiye plan ve çalışmasının nereye ve nasıl evrileceği konusunda savaş sonunu görmek ister, hesapları yapılıyordur.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” formülü dünyaya yeniden anlatılmasını hükümet konuşuyor olmalıdır.
Ayrıca çok iyi anlamamız gereken, iletişim alanında savaş konusunda dünya medyasının yanlı, tek taraflı, bilgiye dayanmayan “tek ayak üstünde kırk tane yalan söylüyor” mottosunu çok iyi işlemelidir.
Dünya nefesini tuttu, olan biteni izliyor. Biz de izliyoruz. İsrail ve İran arasındaki savaş birçok yönüyle ele alınmalıdır:
Askeri alanda
Ekonomik alanda
Nüfus/popülasyon yönünden
Dini ve mezhebi bakımdan
İki ülkenin arkasındaki güç odakları ve arkalarındaki ülkeler bakımından
İki ülkenin yönetimleri ve basiret yönünden
İki ülkenin halklarının yönetimlerine verdikleri destek oranı yönünden
Teknoloji ve sahip oldukları yetişmiş insan yönünden
Savaşan ülkelerin birbirine sınırdaş olmaması konusu
“Tavşana kaç, tazıya tut” anlayışında olan ülkelerin bu işte nasıl ellerini ovuşturduklarını iyi analiz etmek lazım.
Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az…