Yaşadığımız hayatta farkında olmadan bir hayat standardımız oluşuyor.
Öylesine rutin hale geliyor ki hayatımız herkesi kendimiz gibi zannetmeye başlıyoruz.
Başkalarının iyi kötü nasıl oldukları bizi ilgilendirmemeye başlıyor.
Kendimizi geliştirmekten kaçınıyoruz.
Elimizdekini kaybetmekten korkuyoruz.
Hedef koyamaz hale geliyoruz.
Gelişmeye kendimizi kapatıyoruz.
Aklımız karışıyor.
Korkularımız galebe çalıyor.
Cesaretimiz kayboluyor.
Her şeye herkese tereddütle yaklaşıyoruz.
Güven veya itimat duygumuz kayboluyor.
Makam mevki sahipleri böyle davranınca daha da acıtıcı oluyor.
Beklentimizin olduğu kafamızda yücelttiğimiz insanlarda bu özellikleri görünce kahroluyoruz.
Size harika bir örnekle bunu anlatmaya çalışacağım buyurun okuyun bakalım.
Ders çıkaranlara müjdeler olsun..
Pireleri 20 santim derinliğinde bir fanus içine koyarlar fanus’un üstünü camlı örterler cam alttan ısıtılır pireler alttan gelen sıcaklıktan rahatsız olur o ortamdan kurtulmak için dışarı doğru Zıplarlar ama her zıpladıklarında kafalarını tavandaki cama çarparak yere düşer engel görünmez olduğu için cam kendilerinin neyin engellediğini bir türlü anlayamazlar, deneyin ikinci aşamasına geçilir. Fanus’un tabanındaki cam kaldırılır artık engel yoktur ortam yine alttan ısıtılır görülür ki pireler en fazla 20 santim daha yükseğe zıplama imkanları var. fanustan dışarı sıçrayıp özgür olma imkanları var. Ama kafayı çarpmamak için buna cesaret edemezler çünkü artık görünmez engel zihinlerin dedir bu “cam tavan sendromu” Türkiye’de kimin Yüksek lisans teziydi biliyor musunuz Dilek İmamoğlu Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun kamu yönetimi yüksek lisans tezi hatta bu test konusunu cam ışığı kesemez adıyla kitap haline getirdi bu cam tavan sendromu yeterli oldukları halde yetersizlik hissederler harekete geçme imkanları olduğu halde bahane üretildi özgüven eksikliği hisseder.
Bu tez hepimiz için örnektir.
Kabiliyetimizin kapasitemizin farkındamıyız.
Değilsek soralım aklı yetenlere beni bir değerlendirseniz olur mu diye hayırlı iftarlar dilerim..