enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,4163
EURO
53,2314
ALTIN
6.849,28
BIST
14.636,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
19°C
Yozgat
19°C
Hafif Yağmurlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
18°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
13°C
Cumartesi Az Bulutlu
14°C

 “CHP’nin şirazesi kaydı”

 “CHP’nin şirazesi kaydı”
13.05.2026
A+
A-

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu beyefendiye öykünerek yazı yazacağım, aklımın ucundan bile geçmezdi..

Beyefendi, CHP’nin başında 13 yıl kaldı. Parti içi dengeleri ve CHP’nin kamuoyuna karşı tutumunu hep dengede ve şeffaf yürüttü..

Partisini; yolsuzluk, rüşvet ve özel hayattaki zaafları olan adamlara kapattı. O kapının başında çok iyi bekçilik yaptı..

Mesela Yozgat’ta Ali Keven beyefendi, ömrünü CHP siyasetine adamış bir insan olarak hep rol model oldu..

Yıllarca siyasetin içinde kaldı, ticaret yaptı, kooperatifçilik yaptı. Yozgat kamuoyu CHP’yi onunla bildi, tanıdı, sevdi. Tertemiz kalmayı başardı…

Yozgatlı da onu ödüllendirdi, milletvekili yaptı.

Bunları niye yazıyorum konusuna gelince…

CHP’nin endazesi, şirazesi kaydı, kaçtı. Ölçü kayboldu.

Ana muhalefet partisinin böylesine savrulmasına benim de gönlüm razı değil.

Kâinatta her şey zıddı ile kaimdir.

Kötü olmazsa iyinin değeri anlaşılamaz.

Fenerbahçe olmazsa Galatasaray’ın değeri anlaşılamaz.

Çirkin olmazsa güzelin değeri anlaşılamaz.

CHP’nin bu hâlini gören seçmen de AK Parti’nin değerini, kıymetini anlıyor veya anladı, anlayacak zannediyorum..

Suç duyurusunda bulunan CHP’li, davayı açan CHP’li…

CHP’nin açık ve gizli tanıkları… Devletin MASAK raporlarını… HTS ve baz kayıtlarını… Tapu devirlerini… Banka hesap hareketlerini… Hepsini bir kenara bırakın. Ortada 70 küsur tane itirafçı var.

Nedir bu? “Yok, onlar itirafçı değil, iftiracı…”

Nasıl yani? Adam, cezasının hafifletilmesi için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanıyor. Nasıl çaldıklarını, kime rüşvet verdiğini, kimden rüşvet aldığını, suç ortaklarının kimler olduğunu; tarih, yer, belge ve olayların doğal akışı kapsamında itiraf ediyor.

Peki, itirafçı olan kişi kendisine mi iftira ediyor? Öyle ya… İtiraf dediğin, kişinin kendi işlediği suç ve kusurları kabul ve ikrar etmesidir.

Ama olmaz… Söz konusu CHP ve yönetimiyse, yargılanan kişi kendi suçlarını itiraf ederken suç ortaklarını da ifşa etmişse, kesinlikle “iftiracı”dır.

Peştamalla basılan zat, CHP’den ihraç edilinceye kadar sustu. Ağır yük altından kalkılamaz hâle gelince partiden atıldı. Ve itirafçı oldu.

Peştamalcı, CHP Genel Başkanı’na 1 milyon 200 bin TL verdiğini söylüyor. Özgür Özel için yaptırılan süper lüks aracın 170 bin avro + KDV olan tasarım masrafını Uşak Belediyesi’nden ödediğini itiraf ediyor.

Fakat Özgür Bey, çifte kavruk Çorum leblebisi gibi… Çıkmış fondaş medyasının televizyonuna… Besleme, emme-basma tulumbaların çanak sorularına, “Ne var yani buncağız paracıkta? Biz de bir kamu kurumu sayılırız. Devletin bir cebinden çıkmış, öbür cebine girmiş. Kamu zararı varsa öderiz, olur biter…” diyor.

Yahu, siz şaka mısınız? Eğer mantık böyle kurgulanıyorsa, yakalanmayan her hırsız masumdur. Yakalanınca da çaldığını geri öder, pirüpak aklanmış olur.

Galiba; hırsızlık, kamu malını çırpma, zimmet, suiistimal, beytülmale el uzatma gibi kavramları yeniden tarif etmek gerekecek. Bence Türk Dil Kurumu, bu yeniden tanımlama işini Özgür Özel’e vermeli. Tabii, fiyat konusu netleştirilmeli ve banka üzerinden ödeme yapılmalı. Öyle bahçe duvarına poşetle para tomarı, para kulesi, avro baklavası gibi ödeme araçları her zaman itirafçılığa açıktır.

Peştamalcının otelinde CHP üst yöneticileri ve milletvekilleri “kayıt dışı” konaklıyor. Elbette bedava… Herhangi bir otel yapsa suçtur. Herhangi bir vatandaş bu şekilde konaklasa bu da suçtur. Ama fail CHP yöneticisiyse, her durumda “suçtan vareste”dir.

Peki, bu beleş ve kayıt dışı konaklamaların “bedeli” nasıl ödeniyor?

Şimdi bu da soru mu yani? Özgür Özel’e hediye diye verilen saatler, kadın çantaları gibi değerli malların bedeli nasıl ödeniyorsa, kayıt dışı otel hizmetlerinin bedeli de öyle ödenir.

Peştamalcı bir yığın metres tutmuş; bedelini de Uşak Belediyesi’ne ödetmiş. Ve bunu itiraf etmiş.

Ama CHP’nin bu “metres maliyetlerine” dair söyleyeceği bir söz yok. Nasıl olsun ki? Peştamalcının elinde Epstein dosyalarının yerli türevlerinin olmadığından kimse emin olamaz.

Öyle ya… Oteldeki beleş ve kayıt dışı konaklamaların “kayıtları” olmadığından nasıl emin olunabilir? Her kamera bantlanmıyor ya…

Antalya’daki failler toptan çözüldü. Aile boyu itirafçılar… Antalya’dan uzanan rüşvet itiraflarının ucu, CHP’nin 6’ncı katına kadar ulaşmış. Acaba Genel Başkan’ın oturduğu “Oval Ofis”e ulaşmasına kaç kat kaldı?

Oğul Böcek ötünce, 1 milyon avronun teslimünü yaptığı iddia edilen kişi, “Tanımam…” dedi. “Kameraları kontrol ettik, CHP’ye uğramamış…” yalanına sarıldı.

Lakin üzerinden 24 saat geçmeden baz kayıtları da, uçak biletleri de ortalığa saçıldı.

İstanbul, Antalya ve Uşak’tan Ankara’daki CHP Genel Merkezi’ne kadar uzanan “ağır itiraflar” ortalığı toza dumana boğmuşken, bu kez Afyonkarahisar bombası patlıyor.

Hani “bomba” dediysek, bu seferki yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet-peştamal mevzusu değil.

Aslında olayın arka planı incelense, Belediye Başkanı hanımefendi ile CHP üst yönetiminin arasının niye açıldığı belki anlaşılır.

Mesela, “Topuklu Efe”nin CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçmesini tetikleyen usulsüz imar rantı taleplerinin karşılanmaması gibi sebepler ortaya çıkabilir mi?

Özgür Özel’in, “bazı duyumlar” üzerinden Belediye Başkanı hanımefendinin eşini ileri sürerek, “Aklan da gelin…” yerine, “Boşan da gel…” demesi, herhalde “siyasi çarpıtmalar tarihinin” en nadide örneklerinden birisi olsa gerek.

Sayın Özel, madem hakkında “eşinin yolsuzluk söylentileri” olan belediye başkanlarının “boşanarak aklanmasını” akıl edebiliyorsun… Hakkında davalar açılmış, tutuklanmış, en yakınındaki “çaldaşları” itirafçı olmuş zatlara niye “Kop da gel…” diyemiyorsun?

Özgür Bey’in; hırsızlık suçlamasıyla tutuklanan bazı belediye başkanlarını partiden atmaya cesaret edemezken, telefonuna çıkmayan başkanları kovmadaki sürati neye yorulmalı?

Hâsılıkelam, ortalığa saçılan rezillikler, “İktidar bize kumpas kuruyor…” lagalugasıyla örtülecek gibi değil.

Acaba Ekrem İmamoğlu da itirafçı olup, “Suç ortaklarım da en tepedeki yöneticilerimiz…” diyecek olursa… Ona da “iftiracı-kumpasçı-sarayın adamı” diyebilecek misiniz?

Selametle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.