enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,7111
EURO
53,4819
ALTIN
6.716,81
BIST
13.865,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Hafif Yağmurlu
16°C
Yozgat
16°C
Hafif Yağmurlu
Salı Az Bulutlu
18°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
21°C
Cuma Hafif Yağmurlu
15°C

“CHP artık üç ayrı merkezden yönetilecek”

“CHP artık üç ayrı merkezden yönetilecek”
25.05.2026
A+
A-

CHP Genel Merkezi

CHP Meclis Grubu

Cezaevinde yatanlar

Bunların en tehlikelisi CHP açısından cezaevinden yönetimdir.
Bu cephe, daha çok görünür ve etkili olabilmek için partiyi ele geçirmek adına her türlü ahval ve şeraiti uygulamak isteyecektir.

İyi güzel tamam da kendi partisini konsolide edemeyen, aynı parti mensuplarına bu millet devleti, iktidarı teslim eder mi?

Dünyanın en büyük ihtiras sahipleri gibi davranıyorlar…

Son yıllarda CHP etrafında yaşanan gelişmeler artık yalnızca “siyasi rekabet” başlığıyla açıklanabilecek bir noktayı geçti.

Belediyelere yönelik operasyonlar…
Tutuklanan başkanlar…
Kara para ve usulsüz para trafiği iddiaları…
Parti içindeki fişlemeler…
Bölünmeler…

Üstelik bu tablo yalnızca söylemlerle oluşmadı.
Birçoğu, CHP’nin kendi içinden çıkan insanların başlattığı tartışmalarla büyüdü.

Ben açıkçası artık bu yaşananları sadece “iktidar-muhalefet çekişmesi” olarak görmüyorum.

Daha önce de defalarca buradan söylediğim gibi, son dönemde belediyeler üzerinden yürüyen tartışmaların bu kadar yoğunlaşması tesadüf değil.

CHP olumsuz gördüğü her durumda “siyasi operasyon” vurgusu yapıyor ama diğer tarafta 4K kalitede izlediğimiz bavullarla para sayma görüntüleri…
İhale iddiaları…
Ve belediye iştirakleri üzerinden konuşulan ilişkiler ağı insanların kafasını karıştırıyor.

Mesela;
Neden sürekli aynı çevreler etrafında benzer iddialar ortaya çıkıyor?
Neden her hafta başka bir CHP’li belediye ya da isim gündeme geliyor?

Geçtiğimiz hafta siyasetin kulislerinde konuşulan CHP’den AK Parti’ye olası geçiş iddiaları da bence bu sürecin ayrı bir yerden bakılması gereken parçası.

Özellikle bazı belediye meclis üyeleri ve yerel siyasetçiler üzerinden yapılan değerlendirmeler, parti içinde ciddi bir çözülme ihtimalinin konuşulduğunu gösteriyor.

Daha önce de farklı dönemlerde CHP’den istifa eden bazı isimlerin, “Parti yönetiminin halktan koptuğu, marjinalleştiği” yönünde açıklamalar yaptığını gördük.

Hatta bazı eski CHP’li isimlerin AK Parti’ye katılırken yaptığı “hizmet siyaseti” vurgusu yeniden gündeme taşındı.

Acaba son dönemde peş peşe servis edilen haberler, parti içindeki yeni kopuşların psikolojik zeminini hazırlayan bir sürecin parçası mıydı?

Zaman gösterir elbette…

Çünkü siyasette algı yönetimi dediğimiz şey artık en az gerçek gelişmeler kadar etkili hâle geldi.

CHP’de kriz büyüyor ve aynı anda o partiden ayrılmak isteyen isimlerin hareket alanı da o kadar genişliyor.

Özellikle yerel seçimlerden sonra CHP içinde başlayan “değişim” tartışmalarının bugün başka bir noktaya evrildiğini görüyoruz.

Bir dönem başarı hikâyesi olarak anlatılan belediyeler, şimdi soruşturmalar ve iç çekişmelerle, havlularla anılıyor.

Bu da doğal olarak seçmenin güvenini zedeliyor.

Bu durum, Ekrem İmamoğlu süreciyle iyice kendini belli etti.
Zaman geçtikçe de adı “mağduriyet siyaseti” oldu.

Ama bu mağduriyet dili, aynı cenahta dönen iddiaların üzerini örtmeye yetmedi.

Kesinleşmiş yargı kararları olmadan kimse suçlu ilan edilemez elbette.

Fakat bizzat CHP delegelerinin ve tabanının bile yüksek sesle sormaya başladığı “Bu paralar nereden geldi, nereye gitti?” sorusu, genel merkezin siyasi savunma kalkanını içeriden kırmaya yetti.

Burada durup CHP seçmeninin yaşadığı kırılmayı doğru okumak gerekiyor.

CHP’nin ne olursa olsun, tabiri caizse “ölümüne ve koşulsuz” partisine sahip çıkan kemik bir seçmen kitlesi var.

Ve bu kitle için yıllardır işletilen o meşhur “Önümüze sandalyeyi koysalar yine CHP’ye oy veririz” mantığı, siyasetin en güçlü ezberlerinden biri oldu.

Tam da anlatmaya çalıştığım şey bu aslında.

Bugün ortaya çıkan bunca tartışmaya rağmen hâlâ otomatik reflekslerle aynı savunmaların yapılması, sorgusuz siyasi aidiyet kültürünün hâlâ güçlü biçimde devam ettiğini gösteriyor.

Oysa bir siyasi partiye koşulsuz bağlılık, bir süre sonra denetim mekanizmasını tamamen ortadan kaldırıyor.

Çünkü siyaset biraz da seçmenin çizdiği sınırlar kadar temiz kalabiliyor.

Yanlış yapanın karşısında değil de yanında durduğunuzda, bir süre sonra yanlış normalleşmeye başlıyor.

Aidiyet duygusu, hizmet tartışmasının önüne geçtiğinde ortaya bu tuhaf tablo çıkıyor.

İnsanlar kızıyor ama kopamıyor…
Eleştiriyor ama aynı davranışı göstermeye devam ediyor.

CHP tabanında görülen asıl duygu tam olarak bu: kırgınlık, mecburiyet ve sessiz öfke.

Para kuleleri konuşuluyor…
Kurultay tartışmaları yaşanıyor…
Parti içinden gelen ağır ithamlar havada uçuşuyor…
Birbirlerini yıllarca destekleyen isimler bugün ekranlarda birbirlerine sandalye fırlatacak noktaya geliyor…

Ama bütün bunlara rağmen her şeyi tek bir kişinin üzerine yıkıp geri kalan yapıyı hiç sorgulamayan siyasi yaklaşım devam ediyor.

Bugün CHP’nin yaşadığı kriz biraz da bunun sonucu.

Yıllarca “Onlar yapmaz” denildi.
“Bunlar temiz çocuklar” denildi.

Ama bunca şey yaşanırken kimse dönüp “Biz nerede yanlış yaptık?” diye sormadı.

Siyasetteki kör sadakat, partileri düzeltmedi; aksine onları rahatlattı.

Giden de gelen de aynı düzende kaldığı yerden devam etti.

Daha birkaç yıl önce Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olması için gece gündüz kampanya yapanların, bugün aynı Kılıçdaroğlu’nu neredeyse siyasi yük gibi göstermesi de ayrıca düşünülmeli.

Neye göre değişti her şey?
Dün doğru olan bugün neden yanlış oldu?
Kim kimi kullandı?
Kim kimi bugün tasfiye etmeye çalışıyor?

Bir tarafta Özgür Özel ekibi…
Diğer tarafta Kılıçdaroğlu’na yakın isimler…
Başka tarafta ise İmamoğlu çevresi…

Herkes birbirine mesafeli.
Herkes birbirinin açığını kolluyor.

Bazı CHP’li eski yöneticilerin televizyon programlarında yaptığı, “Parti kurumsal kimliğini kaybetti, finansal ilişkiler siyasetin önüne geçti” şeklindeki açıklamalar bile içerideki çatlağın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreç boyunca sergilediği tavır da ayrıca dikkat çekiyor.

Uzun süre sessiz kalması, “Neyi bekledi?” sorusunu da beraberinde getiriyor.

Kılıçdaroğlu’nun geçmişte söylediği “Bir gün acı acı bir telefon çalacak” sözleri, “temcit kaseti” gibi çalıp duruyor.

Seçmen demişken yeniden hatırlatmakta fayda var.

AK Parti tarafında da “kaymak tabaka”nın onca tartışma karşısındaki sessizliği sorgulanmayı hak ediyor.

CHP seçmeninin yıllarca ürettiği “Onlar da yapıyor ama…” savunmasının bir benzeri bugün başka yerlerde de görülüyor.

Yoksa mesele herkesin kendi siyasi konfor alanını korumaya çalışması mı?

Ne zamana kadar seçmen kendi tarafının yanlışını görmezden gelecek?
Ne zamana kadar siyasi aidiyet sorgulamanın önüne geçecek?

Selametle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.