İmamoğlu mu?
Mansur mu?
Yoksa..!?
Anketlere bakacak olursak… Sağdan oy alma kapasitesine bakacak olursak… Milliyetçi kesimlerin ilgisine bakacak olursak… “Devlet adamı” imajının yol açtığı popülariteye bakacak olursak… Millilik ve yerlilik iddiasına bakacak olursak…
Bu soruya verilebilecek yanıt şudur:
“AK Parti açısından Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu’ndan daha zorlu bir rakip.”
Ekrem İmamoğlu’nun devre dışı kalması Mansur Yavaş’ın önünü açıyorsa…
AK Parti, çok daha zorlu bir rakiple baş başa kalmış olmuyor mu?
O zaman tarihi soruyu sorayım; Ekrem İmamoğlu operasyonunun AK Parti’ye yaradığından gerçekten emin miyiz?
İKİ YIL ÇOK UZUN ZAMAN
En hararetli biçimde tartışılan gündemin üç gün sonra unutulduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Böyle bir ülkede Ekrem İmamoğlu fırtınası;
– Bir hafta estirebilir.
– Bir ay estirebilir.
– En kabadayısından bir yıl estirebilir.
Sonra?
Sonra yavaş yavaş kanıksama başlar. Usanma başlar.
Ardından da unutulma bahçesine fırlatılır.
Seçime iki yıldan fazla var.
Yani fırtınanın iki yıl boyunca estirilmesine imkân ve ihtimal yok.
Hele makam gidince… Hele kaynaklar gidince… Hele para gidince…
Çok uzun süre, bırakın fırtınayı, hafif bir imbat bile estirilemez.
CHP NE YAPACAK?
Önünde iki yol var CHP’nin;
– Ya partinin kaderini İmamoğlu’nun kaderine bağlayarak bütün adımlarını bunun üzerinden atacak.
– Ya da İmamoğlu’na her türlü desteği vermeye devam edip kendisine yeni bir çıkış yolu bulacak.
CHP şu anda şokta.
Hangi yolu izleyeceğini henüz tam olarak belirlemiş değil.
Her gün yeni bir şok yaşanıyor.
Şoku atlattıktan sonra hangi yolu izleyeceklerini hep birlikte takip edecek ve göreceğiz.
Gelelim yazımın “yoksa..!” kısmına…
İşte zurnanın zırt dediği yer tam da burası:
Ne İmamoğlu…
Ne Mansur…
AK Parti’nin asıl rakibi çok net: Emekliler.
Ay bacayı dolanmadan…
İş işten geçmeden…
Yapılması gerekenler yapılmalıdır.
Emekliler, adeta bir yük gibi görülmekte ya da görülmeye başlanmaktadır.
Maalesef Türkiye’de emeklilerin hayatı giderek zorlaşmakta, alım güçleri düşmektedir. Zaman içinde yapılan düzenlemelerle emeklilik bağlanma oranları düşmüş, bunun sonucu olarak emekli aylıkları da aynı oranda azalmıştır.
Bu nedenle enflasyonist ortamlardan en ağır şekilde etkilenen kesimlerden biri de emeklilerdir.
Emeklilerin yaşadıkları sorunların aşılması, devletin emeklilik algısının değişmesi ve sosyal güvenlik sisteminin buna göre yeniden düzenlenmesiyle mümkündür.
Bu noktada akılda tutulması gereken temel husus şudur:
Emeklilik, devletin bir lütfu değil; alın teriyle kazanılmış bir haktır.
Emekliler kamu maliyesine yük değil, bu ülkenin kalkınmasına katkı sağlamış birer özne olmuşlardır. Emekliler de çalışanlar gibi aynı mali külfetleri taşımaktadır.
Bu nedenle emekli aylıkları ve sosyal haklar, bu gerçekler dikkate alınarak düzenlenmelidir.
Emeklilik sürecinde yaşanan mali ve sosyal hak kayıplarını engellemek, ekonomik zorlukları aşmak ve emeklilerin yaşam standardını yükseltmek bir zorunluluktur.
Emekliler, hakkını aramak için sokağa çıkıp bağırıp çağıran bir kitle değildir.
Eline, diline sahip insanlardır.
Hesabı, kitabı sandığa saklarlar.
Demokrasi içinde kalırlar.
Ve günü geldiğinde kararlarını verirler.
Ve sonuç olarak…
Uzatmayayım…
Emeklinin siyasi ve ekonomik olarak umudu ve beklentisi hâlâ her zaman Tayyip Bey’dendir.
Böyle biline.