enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
49,6023
EURO
55,6985
ALTIN
6.562,25
BIST
11.797,70
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Parçalı Bulutlu
14°C
Yozgat
14°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Açık
17°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Pazar Parçalı Bulutlu
17°C

“Türk/İslam Birliği Kurulmalıdır”

“Türk/İslam Birliği Kurulmalıdır”
21.10.2026
A+
A-

Karşımızda keskin bir Hristiyan ve Yahudi bloku olarak iki saldırgan güç var. Şartlar, dünyanın geri kalanını kendisini korumak için mecburen birlik olmaya zorluyor. Yoksa ayakta kalma ve var olma imkânı kalmayacak. İster Türk Birliği ister İslam Birliği adı her ne olursa olsun, her girişim kıymetlidir ve elzemdir. Bu, tercih meselesi değil, zorunluluktur.

Türklüğü ve İslam’ı çatıştırmak yerine sentez yapmak lazım. Türkiye, bunların sentezi bir ülke. Bizim için önemli ve gerekli olan budur. Türk-İslam medeniyeti, tecrübesi ve gönül coğrafyamız, dinimiz İslam’ın rehberliğinde yola revan olmalıdır.

Osmanlı Cihan Devleti dağılmanın eşiğine gelince bir savunma stratejisi, bir çıkış yolu olarak “Osmanlıcılık mı, Türk Birliği mi yoksa İslam Birliği mi?” tartışmaları başladı. “Osmanlıcılık”tan pek bir eser kalmadı diyebiliriz ama Türk Birliği ve İslam Birliği tartışmaları 150 yıl sonra bile sıcaklığını koruyor.

Rusya, 1850’den itibaren Türkistan ve Kafkasya’daki Türk topraklarını işgale başladı. Buralardan Osmanlı’ya sığınan münevverlerin etkisiyle, Balkan bozgununun yol açtığı karamsarlık ve ümitsizlik içinde İstanbul’da münevverler arasında bir Türk anlayışı ve zihniyeti ortaya çıktı. Ali Süavi, Süleyman Hüsnü Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Mithat, Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ağaoğlu Ahmet ve daha nice isim, Osmanlı’nın kurtuluşunun İttihad-ı Türk’ten geçtiğini iddia ettiler. “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” sloganı bu dönemde ortaya çıktı. Ziya Gökalp, “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizelerini bu yıllarda yazdı.

1991 yılında Sovyetler Birliği dağılınca Türk devletleri tek tek tarih sahnesine yeniden çıktılar. “Türk Birliği” önündeki en büyük engel ortadan kalkmıştı; büyük hayal artık gerçeğe dönüşebilirdi. Ama beklendiği gibi olmadı. Rusya zulmü altında kalan Türk devletleri İslam’dan uzak kalınca işin sadece Türk romantizmi kaldı. Kafkasya’nın Türk ve Müslümanları, bir buçuk asır süren Rus ve Sovyet baskısı altında kendi öz değerlerini büyük oranda yitirmişlerdi. Ayrıca bu bölgelerde Rus gölgesi de tamamen kalkmamıştı.

Esasen mesele sadece Rus işgali değil. Rusların işgaline kadar, bin yıllar boyunca Türk dünyası zaten hep birbiriyle çekişmiş, didişmiş, savaşmıştı. Orta Asya tarihi, Türklerin birbiriyle savaş tarihidir. Hunlar, Göktürkler, Karluklar, Karahanlılar, Gazneliler, Oğuzlar, Harzemşahlar, Şirvanşahlar birbirini boğazlamış; Batı’da Selçuklu ve Osmanlı devletleri, Haçlılarla savaşmaktan ziyade topraklarını Türklere karşı korumak zorunda kalmış, Timur işgalini ve onun yol açtığı fetreti yaşamış, Gazneliler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Memlükler, Nadir Şah, Kaçarlar ve daha nicesiyle yapılan savaşlarda Türk kanı oluk oluk akmıştır.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” denir; oysa sahada, pratikte, tarih sahnesinde “Türk’ün Türk’ten başka düşmanı yok” gerçeği vardır. Savaşacak kimseyi bulamadığında Türk devletleri kendi içlerinde bölünmüş, kendileriyle savaşmış, iç isyanlarla boğuşmuştur.

Hah, işte anlatmak istediğim ana tema budur. Yani işin içinde İslam yoksa sadece Türklük bir anlam ifade etmez, etmemiştir.

Osmanlı’nın son yıllarında “İslam Birliği” de tıpkı “Türk Birliği” gibi bir savunma yöntemi olarak ortaya çıkmıştı. Ancak İslam Birliği, Türk Birliği’ne nazaran daha ayakları yere basan, daha mümkün, daha pratik ve çok daha köklü bir “Kızıl Elma”dır. En başta Müslümanlık zaten bir “kardeşlik” mefkûresidir. Misal, bugün Türkiye’nin Urdu Pakistan’la, Arap Suriye ile, Boşnak Bosna-Hersek ile, Çerkezlerle, Müslüman Afrika ile, hepsinden önemlisi Kürtlerle kurduğu ittifak ve paylaştığı ortak değer, Türk kardeşiyle olandan kat kat fazladır.

Şunu da ekleyelim; Türklerin ve Müslümanların hasımları, etnik milliyetçilikten hiç korkmazken, hatta etnik milliyetçiliği teşvik ederken, Renan’dan başlayarak İslam’ın terakkiye mani olduğu iddiasını yayarken, “Arap ve/veya Fars etkisi” söylemiyle Türklüğü aslından uzaklaştırıp yalnızlaştırırken, İslam ittihadından korkmuş, son bir buçuk asırda bütün mesaisini İslam Birliği’ni engellemeye sarf etmiştir.

Anlatmak istediğim, İslam’ı büyütmek, güçlendirmek, yaymak ve dünyaya hâkim kılmak için Türk töresine, aklına, irfanına ve en önemlisi cesaretine ihtiyaç olduğudur. Bugün milliyetçilik ya da Türk-İslam sentezi, Müslümanların, hatta tüm insanlığın çıkış yoludur. Gerisi, bugünlerde de net bir şekilde gördüğümüz gibi, ham hayaldir.

İslam coğrafyasının bölünmüşlüğüne merhem arayanlar, şifa arayanlar, Türk-İslam kardeşliğini esas almalıdırlar. Türk dünyası ve İslam ülkeleri, Türkiye’mizin bayrağı altında birleşir, bütünleşir, bir elin parmakları gibi olur. Mümkündür. Gerçekçidir. Uğruna yaşanacak ve ölünecek Kızıl Elma sadece budur.

Selametle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.