enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
48,8372
EURO
55,7702
ALTIN
6.774,94
BIST
13.270,54
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Az Bulutlu
20°C
Yozgat
20°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
21°C
Salı Az Bulutlu
23°C
Çarşamba Az Bulutlu
20°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C

“Umut fakirin ekmeğidir..!”

“Umut fakirin ekmeğidir..!”
23.09.2026
A+
A-

Umutsuzluk bir tercih değil, maruz kalmadır. Varoluşa dışarıdan bir cisim çarpar, benlik afallar, dengesini yitirir, baş dönmesiyle bulunduğu yere çömelir ve ne olup bittiğini düşünmeye başlar. Umutsuzluğun söyleme dönüşmemesi, yüksek perdeden dile getirilmemesi bu çarpmaya dairdir. Varoluş öylesine sarsılmıştır ki nefesi kesilmiştir ve artık cümleler ya fısıltıyla veya bakışlarla kurulmaya başlar. Üstelik bu sessiz iletişimde bile çarpmanın etkisiyle dil pelteleşir, nefretle kurduğu ilişkiden dolayı duygular rengini yitirir, varoluşun üzerindeki parlaklık matlığa evrilir. Umutsuzluk bu hâliyle bir renk ve tat kaybıdır. Yazık ki adı bile telaffuz edilmekten korkulan hastalıklarda olduğu gibi umutsuzluk da ruhun en büyük felaketi, varoluşun başına gelebilecek en talihsiz olaydır.

Her çarpmada olduğu gibi umutsuzluk da insan ruhunda travmalar yaratır. Ruh, yemeden içmeden kesilir. Dünya ile arasındaki mesafe açılır. Renkler, biçimler, tatlar, kokular birbirine karışır. Geçmiş, geleceğin yerini alır. Gelecek duygusu bulanıklaştıkça şimdi silikleşir, kucağına oturmuş olan benliği bulunduğu yerden, yaşamın tam ortasından kıyıya, hayatın ötesine, ölüm ile yaşam arasındaki çizginin orta yerine iteler. Elde avuçta sadece geçmiş kalır böylece. Umutsuz kişilerin sıkça yaptığı şey, geçmişi hatırlamak ve bugünle kıyaslamaktır. “Ne idik, ne olduk?” der iç ses, her hücrede yankılanarak. Geçmişle yapılan her kıyas, geleceği elinden alınmış şimdi anlamına gelir ve umutsuzluk, bir ağacı boğan sarmaşıklar gibi umutsuzun yüzünü sarartır, bakışlarını dondurur, kalbini karartır. Kendinin, gerçek benliğinin, dolayısıyla yaşamın ve yaşama sevincinin uzağına düşen insan, böylece önce insanlığını yitirir, sonra bitkisel aşamaya geçerek hayatı sadece donuk gözlerle seyre dalar. Umutsuz kişinin potansiyel tehlikesi buradan kaynaklanır. Umutsuzluk, bir enerji yitiminin çok ötesinde, bir derece kaybı, bir inzal, hatta intiharı hafif gösterecek bir geri çekilmenin adıdır. Mutlak umutsuzluk ise ölüm bile değil, ölümün süreklileştiği, ölüm ile ölüm düşüncesinin iç içe geçtiği çok daha kahredici, çok daha dramatik bir ruh hâlidir. İşte orada, umutsuzluğun süreklileştiği ve bir daha hiç gitmeyecekmişçesine varoluşa çöktüğü yerde bir patlama olur: Bu, ya umutsuzun ölümü bile hafif gösteren bir yokluk imgeleri çölüne sürgün edilmesinin hazin fısıltısı veya bulunduğu yerden kalkışının ve bir direnç göstermesinin yüksek perdeden haykırışıdır.

Müzmin hastalıkların insanın bağışıklık sisteminin çöküşüne denk gelmesinde olduğu gibi kolektif umutsuzluk da toplumların çöküş dönemlerine denk gelir. Aslında burada bireysel umutsuzluk ile toplumsal huzursuzluk birbiriyle buluşur ve hem bireysel hem de toplumsal hayal kırıklığı birbirinin üstüne kapaklanır. Yükseliş dönemlerinin belirgin özelliği nasıl hayallerin gerçeklik zeminine dâhil edilmesi ise çöküş dönemlerinin önde gelen vasfı da hayallerin sönükleşmesi, gelecek umudunun yitmesi, gelecek ile şimdi arasına gözeneksiz, metalik bir duvar örülmesidir. Başlangıca özgü hamlelerde hayaller insanları buluşturur, ortak bir çabaya sevk ederken bitiş süreçlerinde hayal kırıklıkları insanları bir taraftan kendi içine kapanmaya iter; ortak şuur kaybolur, organize biçimde olmasa da umutsuzluk toplumların genel atmosferine dönüşür. Bu tam bir iflastır. Hayali kurulmuş ne varsa çöküş dönemlerinde dağılmaya başlar. Hak, adalet, hukuk, bilim, eğitim, sanat, edebiyat, hemen her profesyonel alan temel amacından sapar, kendi içine kıvrılarak kaotik bir ortam yaratır. Bütün bu alanlarda içerik boşalır, kurur; onun yerine yüzey temsilleri boy gösterir. Geleceği elinden alınmış çalışma sahaları geçmişin avuntusuyla yetinmeye gayret gösterir ancak geride kalmış olan hiçbir zaman arzıendam etmeyecektir. İç organları kurumuş hiçbir sistem, hiçbir alan, hiçbir organizma derisi parlatılarak eski hâline döndürülemez. Kolektif umutsuzluk tam da bu yüzden bir toplumun iç organ kuruluğu anlamına gelir ve o hastalığa yakalanmış hiçbir toplum bir daha kendine gelemez.

Bireysel veya toplumsal, hiç fark etmez, umutsuzluğun bütün biçimleri geleceğin çalınmış olmasına dairdir ve gelecek yoksa düzen de yoktur. Düzen bozulduğu andan itibaren her kurum kendi başının çaresine bakmaya, öteki kurumlardan rol çalmaya başlar. Çalınacak bir şey kalmadığında, alışkanlık hırsıza kendi evindekileri aşırmayı buyurur. Üstte kalanlar, yukarıda oluşu sabitlemek için bütün enerjilerini elde ettiklerini korumaya, hatta “fırsat bu fırsat” diyerek daha da semirmeye gayret ederken altta kalanlar derin bir umutsuzluğa düşer. Düzene duydukları saygı ortadan kalkar. Benlik olmayınca saygıyı kim, neye gösterecek? Kolektif umutsuzluğu kurumsal hâle getirerek insanlardan benliklerini çaldınız, baylarım; olmayan şeyin saygısını mı bekliyorsunuz? Ölümde bile bir kurtuluş umudu vardır fakat umutsuzluk, onun çaresini bugüne kadar hiç kimse, hiçbir yerde bulamadı.

Mahkeme kadıya, çalınan mal hırsıza yar olmaz. Umutsuzluk ekenlerin tarlasından umut yeşermez. “Umut fakirin ekmeğidir” derdi eskiler.

Selametle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.