Bir kendime bakıyorum, bir etrafıma, bir de etrafımda olan biten olaylara…
Eskiye göre daha yavaş tepkiler veriyorum.
Sekiz on kişiyle beraber sohbet ortamındayım ama hiç kimsenin konuştuğunu duymuyorum; sadece kafamdaki mevzuyu değerlendiriyorum.
Hele hele karşımdaki bağırarak konuşuyorsa, isterse bir avuç altın versin, yavaşça sıvışıyorum yanından.
“Ne bağırıyorsun, çağırıyorsun?” demeyi bile gereksiz buluyorum.
Sohbet esnasında karşımdaki muhatabımın veya muhataplarımın doğru ya da yanlış konuştuğuna çok dikkat eder, gerektiği zaman ikaz ederdim. Şimdi yapmıyorum.
Yeni bir strateji geliştirdim;
“Öyle miymiş ya!”
“Vay anasını be!”
“Sen bu işleri benden daha iyi biliyorsun.”
“Bu konuyu ilk defa senden duydum.”
“Sen söylüyorsan inanırım, neden inanmayayım?”
“Seni dinlerken heyecanlanıyorum.”
“Seni takdir ve tebrik ediyorum.”
Sonra bu geliştirici ve cesaret verici destekleri verince karşımdaki coştukça coşuyor. O konuşuyor, ben de dinliyorum.
Esasen bunun şöyle bir faydası var:
Zahmetsiz ve emeksiz, kafandaki sıkıntılı düşüncelerden arınıyorsun.
Karşındaki de mutlu oluyor. “Ben konuştum, o da bana hak verdi.” diyerek…
Ve yine eskisi gibi kim önden gitmiş,
Kim arkada kalmış,
Artık dikkatimi çekmiyor.
Mesela ne önden gidene yetişmeye,
Ne de geride kalanı yakasından çekiştirmeye çalışıyorum.
Mesela…
Artık sürekli randevusuna geç kalan kişi rahatsız etmiyor beni.
Usulca kalkıp gidiyorum.
Mesela ne yapabilirim ki? Alışkanlık hâline getirmişse yetişememeyi, yetişemem.
Mesela…
Artık telefonda üç kereden fazla çaldırmıyorum.
Geri dönmediğinde hatırlamıyorum bile.
Mesela…
Artık her çalan telefona koşmuyorum.
Bazen de açmıyorum.
Mesela…
Çorapsız bile giyiyorum ayakkabıyı.
Hanımın ısrarına rağmen yalın ayak olmayı seviyorum.
Mesela ayaklarım özgür, çoraplar tutsak.
Mesela…
Toplantılar, seminerler cazip gelmiyor artık.
Çünkü sözün anlamına,
Sözün gücüne inanırım;
Özgürce kullanıldığı zaman…
Bir forma sokulmuş,
Bir çerçeveye sığdırılmış söz,
Cezbetmiyor eskisi gibi nedense.
Mesela…
Bir kalabalığın içinde olmak yerine,
Bir bankta tek başına oturmayı
Daha kıymetli buluyor insan.
Mesela kalabalık yoruyor, sessizlik ödüllendiriyor.
Mesela…
Kelimeler de yorgun.
Yazılacak çok şey var.
Ama çoğu zaman içten içe susmak,
Yazmaktan daha anlamlı oluyor.
Ama yine de yazmak iyi geliyor.
Mesela…
Uzun uzun konuşmuyorum artık.
Anlamak istemeyene bazen sükûtun arkasına duruyorum.
Mesela sessizlik bazen en iyi cevap.
Mesela…
Yumurtam az pişmiş, çok pişmiş;
Çok da fark etmiyor artık.
Aslında severim,
Az pişmiş tereyağında yumurtayı.
Ama cezbetmiyor artık.
Öyle de olsa diyor,
Geçiyorum.
Bazen evden tam çıkarken hanımın tatlı telaşıyla:
“Geç kalma ha, pazara gideceğiz.”
Çünkü ben biliyorum ki;
Her gün pazar,
Her gün pazartesi.
Mesela…
Artık dikkatimi çekmiyor
“Bizden, sizden, ondan” olmuş ayrımlar.
Çünkü herkes birbirine benzemiş.
Mesela…
Cezbetmiyor artık eskisi gibi
Karşıya haykırmak.
Çünkü onun kelimeleri,
Onun cümleleri de
Eskisi gibi cezbetmiyor beni.
Ondan gelenler
Bir yankıdan ibaret artık.
Mesela…
Hanım her sabah, istisnasız, çıkarken
Kapıda soruyor:
“Akşam ne yapayım sana yemek olarak?”
Artık sıralamıyorum önceki gibi.
Bir de diyorum ona:
“Bilmem ki, ne yaparsan yap.
Bir de sorma artık bunları bana.
Görümcen değilim, eltin değilim.”
Önüme ne koyarsan yiyorum zaten.
Harika yemeklerin var.
Biliyorsun, yemek seçmediğimi.
Mesela…
Kumanda artık önceki gibi elimde değil.
Bırakıyorum ortaya.
Çünkü biliyorum ki
Kumandayı tutan elde de bir irade var.
Zaten pek de izlemeyiz televizyonu.
Mesela pek izlemiyorum aksiyon filmleri.
Daha çok Heidi ve İbi çizgi filmi.
Kötülük yok mesela, herkes mutlu.
Mesela…
Önceden dinlerdim;
Söz, cümle çıkarken,
Bakardım birinin ağzına,
Mimik hareketlerine.
Konuştuğu zaman ne söylüyor diye…
Artık bakmıyorum mesela.
Cümle ağızdan mı çıkıyor,
Kulağıma geliyor mu, gelmiyor mu;
Buna değil…
Gönülden mi çıkıyor,
Kalbe mi giriyor;
Buna bakıyorum mesela.
Mesela…
Sıkıldım artık protokollerden.
Takım elbise, rengârenk gömlekler,
Kravatın deseni, motifi,
Ayakkabı uydu mu, uymadı mı,
Çorabın rengi…
Mesela…
Sabahleyin kalkıyorum, gözümü kapatıyorum.
Dolaptan alıyorum bir pantolon, bir tişört.
Hep de aynısını giyiyorum.
Hep siyah giyiyorum mesela.
Sanki dünyadaki kötülüğe karşı sessiz bir itiraz gibi.
Mesela…
Dünyayı değiştirmek yerine
Kendime çalışıyorum bu aralar.
Kendimi inşa ediyorum mesela.
Mesela…
Önceki gibi kalktığım zaman
Ne rüya gördüğümün hiçbir önemi yok.
Hatta hatırlamaya bile çalışmıyorum.
“Aman, ne gördüysem gördüm.” diyorum.
Zaten gerçek hayatta değiliz ya…
Mesela…
Artık bu mahalle, o mahalle değil.
Vazgeçtim bu kavramlardan, mahallelerden.
Ama hak, hukuk veya hakikat varsa
Ve hakikat kimden dillendirildiyse
Bakmıyorum mahallesine artık.
Mesela…
Şatafatlı sofralar,
Davetler, kalabalıklar, özel salonlar, kapıda karşılamalar…
Şimdi beni çok yoruyor mesela.
Daha sade bir köşede,
Bir cami bahçesinin küçük çay ocağında
Ya da tenha bir çınar ağacının dibindeki küçük bir kahvehanede,
Bir taburede oturmak
Daha kolay geliyor bana.
Yormuyor mesela.
Mesela artık sahte davranışları daha çabuk fark ediyorum.
Gülüşlerin, selamların, yakınlıkların içi boşsa
Hemen anlıyor ve uzaklaşıyorum.
Sözden çok hâle bakıyorum.
Çünkü gerçek olmayan şey,
Kendini en çok davranışta ele veriyor.
Selametle…