Önce kısa bir değerlendirme; 2027’nin seçim yılı olacağını düşünüyorum. Seçim; 2027’nin başında, ortasında ya da sonunda yapılabilir.
AK Parti’nin bugünden seçim startı vermesi ve son dönemde yaşanan gelişmeler, 2027’yi işaret ediyor. Neden seçimin 2027’de olacağını düşündüğüme gelince; cevabı kısa, net ve basit:
Ya ekonomi düzelecek, Ya da rakipler yıpratılacak, ufalanacak, birbirine düşürülecek ve seçmen yeniden AK Parti’ye yönlendirilecek.
Esasen seçimleri ve sonuçlarını seçmen gözüyle değerlendirmek en doğrusudur.
Geçtiğimiz günlerde AK Partili bir milletvekilinin bir teyzeyle yaşadığı diyaloğu burada paylaşalım ki, seçimin başpehlivanı olan seçmenin mantığını daha iyi anlayalım.
Milletvekili teyzeye:
“Niçin konuşmuyorsun teyzeciğim?” diye sorunca, teyze şu cevabı veriyor:
“Evladım, konuşanı ya Silivri’ye yolluyorsunuz ya da partisini mahvediyorsunuz.”
Bu cevap önemlidir. İktidar partisinin ve ortaklarının toplumsal algıyı doğru okuyabilmesi açısından dikkat çekicidir. Aynı zamanda mevcut zihniyeti de yansıtmaktadır.
Seçmen sadece sonuca değil, sonuca giden sürece de bakıyor. Sürecin yönetiminden rahatsız olan ciddi bir kesim var. Yolsuzluk yapıldığına inananlar bile yürütülen yöntemlerin sınırı aştığını düşünüyor. AK Parti’nin seçmenin bakış açısını tam anlamıyla analiz edemediği kanaatindeyim.
Dünyada yaşanan gelişmelerin, bölgemizde meydana gelen hadiselerin ve ülkemizdeki siyasi atmosferin seçimlere etkisi kaçınılmaz olacaktır.
Ancak seçimlere dair tek bir cümle kurmam gerekirse şöyle derim:
2027 seçimleri, ülkemizde bir zihniyet seçimi olacaktır.
İktidar partisinin elbette önemli hizmetleri vardır ve bunlar azımsanamaz.
Ancak göreceğiz ki yapılacak seçimlerde hizmet tek başına oya dönüşmeyecektir.
Muhalefet ise seçimlere giderken bir mağduriyet algısı oluşturma çabası içerisindedir.
Bana göre bunun da sandığa doğrudan yansıması olmayacaktır.
İktidar partisini besleyen ve çok güvendiği STK’lar, cemaatler, vakıflar ve sendikalar; toplumda seçim sonuçlarını belirleme ve yönlendirme konusunda geçmişteki etkilerinden oldukça uzaktadır.
Burada Yozgat’tan bir örnek vermek istiyorum.
2023 Mayıs seçimlerinin sonuçlarını inceledim.
Yozgat Polis Okulu bölgesindeki üç sandığın sonuçlarına baktım. Üç sandıkta da oyların yaklaşık üçte ikisi Kemal Kılıçdaroğlu’na çıkmış.
Elbette buradan bir değerlendirme yaptım ve yapmaya devam edeceğim.
Tamamına yakını üniversite mezunu olan seçmenlerin bulunduğu bu sandıklar adeta şunu söylüyor:
“Ben oyumu özgür irademle veririm ve kullanırım.”
“Ben hizmeti, yatırımı ya da ekonomiyi farklı değerlendirebilirim; benim kriterlerim başka olabilir.”
Sokak, masa başında yapılan hesaplardan hoşlanmaz.
Haritalar, bölgeler ve iller üzerinden yapılan seçim analizleri çoğu zaman yanıltıcı olabilir.
Ayrıca bir baskın seçim beklemiyorum.
İktidar partisinin seçim süreciyle ilgili eksiklerini gördüğünü düşünüyorum.
Sokaktaki vatandaşın beklentileri var. Düzeltilmesi gereken konular var. Oluşturulması gereken yeni bir hikâye var.
Ömrünü siyasete vermiş Sayın Recep Tayyip Erdoğan bunları bilir ve ona göre hareket eder.
Benim bir başka öngörüm ise mevcut anketlerin ortaya koyduğu sonuçların tam anlamıyla gerçeği yansıtmadığı yönündedir.
Ortalama anket şirketlerinin sonuçlarına baktığımda, hem iktidar hem de muhalefet açısından birçok sorunlu alan görüyorum.
Bunların düzelmesi zaman alacaktır.
Muhalefet açısından bakıldığında ise adalet konusu hâlâ çözümsüz görünmektedir.
Önümüzdeki seçimin çıkış noktası ekonomi olmayacak gibi görünüyor. Bu artık anlaşıldı. “Ekonomi düzelince seçim yapılacak” anlayışı bu kez geçerli olmayabilir. Çünkü ekonominin kısa sürede düzelmesi pek mümkün görünmüyor.
Hazine ve Maliye Bakanı’nın, CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararını en azından şimdilik beklemediği ve bu gelişmeyi yurt dışında bulunduğu sırada öğrendiği yönünde bilgiler kamuoyuna yansımıştır.
Seçimi kazanmanın yolu olarak iyi ekonomiden çok rakipsiz bir siyasi ortam oluşturulmasının tercih edildiği düşünülüyor.
Yeni planın bu olduğu değerlendiriliyor.
Dış konjonktüre güveniliyor olabilir.
Gerekirse para basılıp dağıtılabilir.
Buna karşı çıkanlarla yollar bile ayrılabilir.
Bu nedenle baskın seçim planlarının işleyeceğini düşünmüyorum.
Şu an toplum oldukça gergin.
Bütün bu yaşananların zamanla unutulmasına ihtiyaç var.
İktidarın kısa sürede bundan avantajlı çıkması kolay görünmüyor.
Ancak seçimlerin de çok fazla erteleneceğini düşünmüyorum.
Millet mutsuz, umutsuz ve gergin.
İnsanların en temel beklentisi huzur.
Her gün yaşanan yeni operasyonlar, siyasi tartışmalar ve krizler toplumsal huzuru zedeliyor.
Ekonomik sorunlar ise zaten devam ediyor.
Seçmen sizi kaşınız, gözünüz için değil; oluşturduğunuz ortam için destekler.
İstikrar ve huzur yerine toplumu rahatsız eden bir görüntü ortaya çıkarsa, seçmen desteğini sürdürmeyebilir.
Muhalefetin de benzer şekilde düşündüğünü görüyorum.
Sonuç olarak şunu söyleyelim:
AK Parti demek, Recep Tayyip Erdoğan demektir.
Bir bildiği vardır.
Tayyip Erdoğan’ın siyaset tarzını okuduğumda, böyle bir sonuca ulaşıyorum.
Selametle.