enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,1897
EURO
50,7112
ALTIN
7.241,96
BIST
13.001,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Açık
12°C
Yozgat
12°C
Açık
Cuma Az Bulutlu
10°C
Cumartesi Çok Bulutlu
11°C
Pazar Hafif Yağmurlu
5°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
8°C

“İnsanlık ölüyor”

“İnsanlık ölüyor”
13.03.2026
A+
A-

İnsanlık ölüyor; bombalar sadece insanları öldürmekle kalmıyor, insanlığımızı da öldürüyor. Dünya bugün yalnızca siyasi bir gerilimin değil, aynı zamanda büyük bir vicdan sınavının içinden geçiyor. Haritalar üzerinde yapılan askeri hesaplar, güç gösterileri ve stratejik ittifaklar konuşulurken, insanlığın en kırılgan tarafı çoğu zaman gözden kaçıyor.

Son yıllarda özellikle İsrail’in askeri operasyonları ve Birleşik Devletler’in küresel ölçekte yürüttüğü politik ve askeri müdahaleler, dünyanın birçok bölgesinde derin tartışmaların merkezinde yer alıyor. Özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan ağır yıkım, binlerce sivilin hayatını kaybetmesi ve milyonlarca insanın temel yaşam koşullarından mahrum kalması, insan hakları açısından tarihe geçecek bir trajedi olarak görülüyor. Bu süreçte birçok uluslararası gözlemci ve insan hakları savunucusu yaşananları yalnızca bir savaş değil, insanlığa karşı işlenen ağır bir suç olarak nitelendiriyor; bazı çevreler ise bunu açıkça “soykırım” olarak tanımlıyor.

Her geçen yıl büyüyen ve teknolojik olarak gelişen bu koskoca dünya içinde insanın vicdanı giderek küçülüyor. Milyonlarca insanın gözleri önünde yaşanan acılar ya görmezden geliniyor ya da küresel güç dengeleri içinde etkisiz bir çaresizliğe teslim ediliyor. Böylece insanlık, yalnızca savaşların yıkımını değil, aynı zamanda sessizliğin ve kayıtsızlığın da ağır sorumluluğunu taşımak zorunda kalıyor.

Savaşın en yıkıcı tarafı da çoğu zaman rakamlar içinde kaybolur. Ölen insanların sayısı açıklanır, yıkılan binaların sayısı hesaplanır. Ancak kırılan insan ruhlarının sayısı hiçbir istatistiklere sığmaz. Sosyolojik olarak savaş, toplumların dokusunu parçalar. Güven duygusu erir, toplumsal bağlar zayıflar ve insanlar birbirlerine karşı daha temkinli, daha korkulu hâle gelir. Sürekli kriz atmosferinde yaşayan toplumlarda empati yerini öfkeye, dayanışma yerini güvensizliğe bırakabilir. Çünkü savaş yalnızca şehirleri değil, toplumların ortak vicdanını da aşındırır.

Bugün dünya aslında iki farklı cephede savaş veriyor. Biri silahların konuştuğu gerçek cephe, diğeri ise insanlığın vicdanında açılan görünmez cephe. Tarih bize şunu öğretti: Silahların kazandığı savaşlar olabilir, ama vicdanın kaybettiği hiçbir savaşın gerçek bir galibi yoktur.

İnsanlık tarihi gösteriyor ki büyük savaşların en ağır sonuçları yalnızca savaş yıllarında yaşanmaz. Asıl etkileri, savaş bittikten sonra toplumların ruhunda yıllarca devam eder. Travmalar kuşaktan kuşağa aktarılır, korkular kültürel hafızaya dönüşür.

Tam da bu nedenle bugün sorulması gereken soru yalnızca “Kim kazanacak?” değildir. Asıl soru şudur: Bir gün silahlar sustuğunda, insanlık kendi vicdanıyla yüzleşebilecek mi? Çünkü unutmayalım ki bombalar sadece binaları yıkmaz, insanlığın kalbini de yerle bir eder.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.