Herkes bulunduğu yerden bir adım geri atsın.
Dünya, ABD ve İsrail’in insafına kalmışken bizler olarak ayrı gayrılık içinde olmamız yakışmıyor.
İran, 90 milyonluk nüfusa sahip, dünyanın en önemli petrol rezervlerinden birini elinde bulunduran bir ülkedir. Savaşın bütün sahnelerini ve her anını adım adım izliyor, Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı acılara üzülüyoruz.
Ülkemizde aynı ideolojiyi, aynı davayı ve aynı liderin etrafında, aynı rahle-i tedristen geçmiş; AK Parti, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Anahtar Parti’nin saygıdeğer liderleri… Bir araya gelmek, yan yana durmak, omuz omuza aynı safta buluşmak için daha neyi bekliyorsunuz?
Kişisel hesaplarınızı bırakın, memlekete bakın!
Ülke adeta yangın yeriyken hâlâ kişisel kavgalarınızdan besleniyorsanız, kimse kusura bakmasın; sizin derdiniz dava değil, koltuktur.
Aynı hedefe yürüdüğünü iddia eden insanların birbirine çelme takması, geçmişi didiklemesi, dedikodu üretmesi siyasi rekabet değil, düpedüz siyasi çürümedir. Bu tavır karşı mahalleye değil, doğrudan kendi tabanına eziyettir. Çünkü millet kavga değil, çözüm görmek istiyor.
Adı geçen tüm liderlerin, A takımı olarak adlandırılan üst yönetimlerinden bağımsız şekilde sahaya inmesi; camide, kahvede, düğünde, cenazede insanlarla buluşması gerekir. İnanın ki göreceksiniz: Bu millet, aynı davaya inananların birbirleriyle horoz dövüşü yapmasından rahatsızdır.
“Yirmi yıl önce şunu yaptın… On beş yıl önce bu partideydin…”
Peki siz neredeydiniz? Siyaset hiç değişmeyen taş bir heykel midir? İnsan hiç mi fikrini gözden geçirmez? Eğer ölçü buysa, bu ülkede siyaset yapacak tek bir kişi bile kalmaz. Herkesin geçmişinde hatalar, yanlışlar ve farklı tercihler vardır.
Mesele dün nerede olduğun değil; bugün nerede durduğundur.
Hiç kimse ay gibi parlak değildir. Hiç kimse süt gibi tertemiz değildir. Ancak kusursuzluk arayarak siyaset yapılmaz. Siyaset; hataları düzeltme, eksikleri tamamlama ve istikameti doğru belirleme işidir. Sürekli kusur arayanlar, aslında çözüm üretmekten aciz olanlardır.
Bir de itibar suikastını marifet sananlar var. Dedikoduyla, imayla, sosyal medya linciyle siyaset yaptığını zannedenler… Bilin ki bu yöntem kısa vadede alkış getirir, uzun vadede güveni bitirir. Güvenini kaybeden hareketler ve partiler ise dağılır.
Eğer gerçekten aynı davaya inanıyorsak önce şunu öğrenmeliyiz:
Eleştiri, yıkmak için değil inşa etmek için yapılır.
Geçmiş hesaplaşmalarını değil, gelecek hedeflerini konuşmalıyız.
Şahsi hırsları değil, milletin beklentisini öncelemeliyiz.
Aksi hâlde herkes birbirini yalnızlaştırır; sonunda ortada ne birlik kalır ne de güç…
Memleket ağır bir süreçten geçiyor. Ekonomik sıkıntılar, toplumsal gerilimler ve dış baskılar ortadayken hâlâ partilerin iç çekişmeleriyle zaman kaybedenler yarının hesabını veremez. Tarih, zor zamanlarda kenetlenemeyenleri affetmez.
Gelin, hep birlikte güçlü Türkiye olalım. Tabanlarınız buna hazır.
Ya büyüyeceğiz…
Ya da küçük hesapların içinde küçülüp gideceğiz.