Seçim anketleri konuşuluyor. Yüzdeler havada uçuşuyor. Anket firmaları adeta yarış halinde; partileri kimi zaman önde, kimi zaman geride gösteriyor. Ancak gözden kaçan temel gerçek şu: Ölçülen tablo ile sahadaki ruh hâli aynı değil.
Bugün Türkiye’de büyüyen asıl kitle, güçlü parti aidiyeti olan seçmen değil; kararsız, yorgun ve güven kaybı yaşayan seçmendir. Bu kitle anketlerde “kararsızlar” başlığı altında dağıtılıyor; fakat sosyolojik olarak tam anlamıyla ölçülemiyor.
Biz bu yazıyı masa başında değil; sokakta esnafla, işçiyle, emekliyle, çiftçiyle, parkta oturan vatandaşla konuşarak kaleme alıyoruz. Yüzdelere değil, insanın nabzına bakıyoruz.
Ve görüyoruz ki mesele ilgisizlik değil; güven meselesidir.
Türkiye’de yaklaşık 16 milyona yakın emekli var. Milyonlarca asgari ücretli ve geçim sıkıntısı yaşayan geniş bir kesim bulunuyor. Vurguladığımız nokta, bu kesimlerin sorunlarının detayı değil; sayısal büyüklüğüdür. Kararsızların önemli bölümü bu kitle içindedir.
Bu geniş kesim, parti sadakatinden çok güven arayışı içindedir. Kararsız seçmen ilgisiz değildir; siyaseti takip etmektedir. Ancak verilen sözlerin karşılık bulmamasından, tekrar eden sert dilden ve sonuç üretmeyen polemiklerden yorulmuştur.
Bir kısmı sandığa gidiyor ama heyecan taşımıyor.
Bir kısmı ise sandığa gitme inancını kaybediyor.
Asıl alarm burada.
Birçok anket firması aynı dönemde farklı sonuçlar açıklıyor. Çelişkili tablolar tesadüf değil.
Çünkü kararsız seçmen iki nedenle sağlıklı ölçülemiyor:
Kararını netleştirmemiş seçmen, araştırmada söylediğini sandıkta değiştirebiliyor.
“Alternatif yok” duygusuyla verilen cevaplar, gerçek inancı değil geçici yönelimi yansıtıyor.
Anketler oy oranını ölçebilir.
Ama güven oranını ölçemez.
Oysa bugün belirleyici değişken oy değil, güvendir.
Kararsız seçmen kitlesi öyle bir büyüklüğe ulaştı ki; kendi başına bir parti olsa iktidar potansiyeline sahip olur.
Bu bir slogan değil; sosyolojik bir tespittir.
Sandığa inanmadan giden ya da gitmemeyi düşünen seçmen arttıkça temsil gücü tartışmalı hâle gelir. Çünkü demokrasi yalnızca sandıkla değil, sandığa duyulan güvenle ayakta durur.
Sandık bir zorunluluk değil; irade beyanıdır. İrade zayıfladığında demokrasi şeklen sürer, ruhen zedelenir.
Eleştiri yalnızca anket firmalarına değildir. Siyasi partiler de güven inşa edememenin sorumluluğunu taşır.
Eğer siyaset güveni yeniden kuramazsa çoğunluk sessizleşir. Ve sessiz çoğunluk konuştuğunda bütün yüzdeler yeniden yazılır.
O gün, anket tabloları değil; hayatın gerçek matematiği kazanır.