enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
43,7539
EURO
51,8182
ALTIN
6.914,20
BIST
14.449,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Karla Karışık Yağmurlu
6°C
Yozgat
6°C
Karla Karışık Yağmurlu
Perşembe Az Bulutlu
2°C
Cuma Açık
10°C
Cumartesi Açık
12°C
Pazar Hafif Yağmurlu
4°C

“Ne Olmalı?”dan “Nasıl Kazanırım?”a Siyaset”

“Ne Olmalı?”dan “Nasıl Kazanırım?”a Siyaset”
18.02.2026
A+
A-

Rivayet olunur ki Muhyiddin İbn Arabi bir gün İskenderiye Limanı’nda gemiden un boşaltmakta olan hamalları seyrederken, baş hamalın yüksekçe bir yerden sürekli, “Enes evladım, çuvalı siyasetle tut. Malik oğlum, çuvalı siyasetle taşı. Ahmet yavrum, çuvalı siyasetle indir!” diye talimat verdiğini işitir. Sonra hamalbaşının yanına yaklaşır ve “çuvalı siyasetle indirmenin” ne manaya geldiğini sorar. Baş hamal da cevaben; “Siyasetle indirmek, çuvalı deldirmemektir. Çuval delindikten sonra dövünmenin bir faydası olmaz.” der.

Siyaset, kavramsal olarak “özenle gözetip korumak, hayvanı ehlileştirmek, atı terbiye etmek” gibi anlamlara gelse de terim olarak “toplumun işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi; insan topluluklarını yönetme sanatı” şeklinde tanımlanmaktadır. Dolayısıyla orijinal anlamıyla siyaset; günlük hayatta bilgiyi merkeze alan, ahlâkla sınırlı, adalet ve hikmetle yönlendirilen bir duruşu ifade etmektedir. Klasik düşüncede bu anlayış “ilm-i siyaset” olarak adlandırılır. Buradaki “ilim” ise insanı, toplumu ve varlığı bütüncül biçimde kavramayı sağlayan bilgiyi ifade eder.

Hikmet, “doğruyu bilmek ve onu en doğru zamanda, en doğru şekilde uygulamak” olarak tanımlanır. Bu da sadece bilgi sahibi olmayı değil, aynı zamanda bilgiyi yerinde, ölçülü ve usulüne uygun şekilde kullanabilme kabiliyetini ifade eder. Nitekim Kur’ân’da, “Allah hikmeti dilediğine verir; kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır verilmiştir.” ayeti de bu yeteneğe işaret eder. Dolayısıyla hikmet kavramının tefsirlerde doğru hüküm verme ve isabetli davranma şeklinde yorumlandığı görülür. Diğer bir deyişle hikmet, müminin bakış açısının genişliğini (firasetini) ve derinliğini (basiretini) gösterir.

Günümüzde ise siyaset kavramının Batı menşeli politika anlayışlarıyla karıştırılarak anlam daralmasına uğradığı; ahlâkî anlamlarından koparılarak araçsallaştırıldığı ve bunun bir sonucu olarak “iktidarı ele geçirme”, “gücü koruma” ve “rakibi saf dışı bırakma” gibi faaliyetlerle özdeşleştirildiği görülmektedir. Bu bağlamda her politika siyaset alanına dâhil olsa da siyasetin bütünüyle politika olmadığı bilinmektedir.

Bir başka ifadeyle siyaset, toplumun yönetimiyle ilgili amaç, değer, ilke ve yön belirleme faaliyetlerini; kısaca “Ne olmalı?” sorusunu ifade ederken; politika ise bu amaçlara ulaşmak için izlenen somut yolu, yöntemi ve stratejileri, yani “Nasıl yapılmalı?” sorusunu ifade eder. Nitekim Kur’ân’da Zülkarneyn kıssası, bu ayrımı somutlaştıran çarpıcı bir örnek olarak sunulmaktadır. Bu kıssa; iktidar, güç, bilgi, irade ve hikmet ilişkisini ele alan çok boyutlu bir bilinç yansıtır. Kur’ân, Zülkarneyn’e bir imkân ve bir yol verildiğinden söz eder. Buradaki imkân, sıradan bir güç tasviri olmayıp maddî kudretin ötesinde bilgeliği ve hikmeti de içerir.

Bu nedenledir ki günümüzde hikmetten yoksun siyaset, çoğu zaman insanın zihninde parti çekişmelerini, seçim kampanyalarını ve lider tartışmalarını çağrıştırmakta; böyle bir algı oluşturmaktadır. Hikmetten yoksun siyaset güce dayanmakta; adalet yerine menfaati gözetmekte ve hukuku araçsallaştırmaktadır. Kur’ân buna örnek olarak Firavun’u verir. Firavun’da güç vardı; fakat hikmet yoktu. Bu nedenle zulmetmeyi bir hak olarak görüyordu.

Buna karşılık siyasî alandan tamamen koparılan hikmet ise teorik bir bilgelikten öteye geçemez ve toplumsal sorunlara çözüm üretmede yetersiz kalır. İslâm düşüncesinde hikmet, hayattan ve toplumdan kopuk bir bilgelik değildir. Hikmetli siyaset; adalete, liyakate, istişareye, basirete ve firasete dayanır. İlmi siyaset gücünü bilgiden alırken; hikmetli siyaset gücünü bilgi, ahlâk, adalet ve merhametten alır. Bu nedenle hikmet, siyasetin ahlâkî pusulası; siyaset ise hikmetin toplumsal hayattaki görünen yüzüdür. Hikmetsiz siyaset zulmü; siyasetsiz hikmet ise etkisizliği doğurur. Hikmetin siyasetten uzak tutulması, bilginin ve ahlâkın toplumsal hayata nüfuz edememesine yol açar. Dolayısıyla hikmet ile siyaset arasındaki bu ilişki, İslâm düşüncesinde ayrılmaz bir bütünlük arz eder. Bu konuda yazılan siyasetnameler de bunun göstergesidir.

Hikmet ve siyaset ilişkisi yalnızca kamusal alanla sınırlı değildir; bireyin gündelik hayatta hüküm verme, tutum belirleme ve davranış geliştirme biçimlerini de kapsar. Yani gündelik hayatımızda duygularımıza, öfke ve önyargılarımıza değil; sağlam bilgiye dayanmayı; hüküm vermeden önce kaynağı, bağlamı ve delili araştırmayı; güzel bir üslupla konuşmayı ifade eder. Kur’ân, “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” ilkesiyle bilgiye dayanmayı emrederken; “Firavun yeryüzünde büyüklendi ve halkını gruplara ayırdı…” ayetiyle de bilgisiz ve adaletsiz yönetimi eleştirir. “Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin; ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.” ayetiyle de muhatap Firavun dahi olsa tebliğde ve siyasette ince, nazik ve yapıcı bir üslubun kullanılmasını ister.

Dolayısıyla İslâm’da siyaset; güç merkezli değil, ilim, ahlâk ve adalet merkezli bir faaliyet alanıdır. Ne hazindir ki geçmişte farklı şekillerde olumsuz kullanıldığı gibi günümüzde de siyaset; popülizm, dezenformasyon ve güç merkezli yaklaşımlar tarafından kuşatılmıştır. Bu dönüşüm sonucunda siyasetin amacı olan “Ne olmalı?” sorusu, yerini politikanın “Nasıl başarılı olunur?” sorusuna bırakmıştır.

Bu nedenle ilm-i siyaset ile hikmet birlikteliği yalnızca devlet yönetimine ilişkin uygulamalardan ibaret değildir; insanın kendini yönetme ilke ve usullerini de kapsar. Günümüzde birçok insan böyle bir ilmin varlığını ya bilmemekte ya da bunu kendisiyle ilgili görmemekte; hikmetten uzak kısa vadeli çıkarlarını uzun vadeli kazanımlarına tercih etmektedir.

Sonuç olarak ilm-i siyasetten uzaklaşma, bireysel bir tercihten ziyade zihinsel ve kültürel bir dönüşümün sonucudur. Siyasetin ahlâktan, bilginin hikmetten, özgürlüğün sorumluluktan koparılması; ilm-i siyasetin modern insanın dünyasından da kopması anlamına gelmektedir. Hikmetli siyasetten uzak politikacıların popülizme yönelmesi, bu kopuşu daha da derinleştirmektedir. Bu da siyasetin adalet üretme vasfını yitirmesine ve güç ile çıkar merkezli bir faaliyet alanına dönüşmesine sebep olmaktadır.

Neticede ilm-i siyaset ile hikmet arasındaki bağın zayıflaması, siyasetin ahlâkî ve adalet üretici niteliğini kaybetmesine yol açar. Hikmetten yoksun siyaset zulmü meşrulaştırırken; siyasetten koparılan hikmet ise toplumsal hayata nüfuz edemeyen soyut bir bilgelik olarak kalır. İslâm düşüncesi siyaseti salt bir iktidar tekniği değil; bilgi, ahlâk ve adalet temelinde insanı ve toplumu yönetme sorumluluğu olarak ele alır. Bu bakımdan hikmet merkezli bir siyaset anlayışı, modern dünyanın siyasî ve ahlâkî krizlerine karşı güçlü bir düşünsel ve pratik imkân sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.