Yine yanıldınız, yine boşa konuştunuz, yine tek ayak üstünde kırk yalanla ortada kaldınız.
Çubuklu ekran generallerinden Mister Babüroğlu, “Suriye dört parçaya bölünecek!” diyordu. Mister Ertürk ondan aşağı kalır mı?
O da “Beş parçaya bölünecek!” iddiasındaydı. SDG/YPG/PYD/PKK terör örgütünün “laik yapısına” meftun vaziyetteki Emekli Amiral Ertürk,
“Suriye’nin kuzeyinde radikal İslamcı örgütler olacağına PYD olsun, daha iyi” diyordu.
Psikolojik harekât icra eden bu iki ekran çubuklusu, ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki malum planını başaracağından emindiler.
“SDG’nin Fırat’ın doğusunda devlet kuracağı belli oldu; asla entegrasyon olmayacak” dediler.
“Türkiye’nin değil, ABD ve İsrail’in istediği olacak” kafasındaydılar.
Evet, Türkiye’yi böylesi bir finale mahkûm görüyorlardı!
“Ulusalcı” maskeleriyle “tersten güdüleme” uzmanıydılar.
ABD’yi “her şeye muktedir, egemen; yenilmez, yanılmaz” gören bir zihniyete sahip “kamuflajlı” çanak antenlerden bahsediyoruz.
SDG, Suriye Ordusu karşısında bozguna uğradı, diz çöktü; ateşkese ve on dört maddelik bir anlaşmaya mecbur kaldı.
Ankara’nın önerdiği istasyona, işaretlediği noktaya varıldı.
Çubuklu ekran leşkerlerinin öngörüleri de çöpe gitti.
SDG’nin Şam yönetimine “entegre olmasını” kabullenen bu anlaşma, ABD’nin de “mecbur kaldığı, engelleyemediği” yeni bir süreç manasına geliyor.
SDG/YPG/PKK, 10 Mart 2025’teki anlaşmaya uymadı; çünkü ABD ve İsrail’e bel bağlamıştı.
Ancak güvendikleri dağlara kar yağdı!
“Sam Amca’nın SDG’yi sattığına” dair yorumlar gırla gidiyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile SDG’nin başı Abdi arasında mevzubahis anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte, anlaşmayı bozmaya yönelik girişimler de başladı.
Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi, “YPG/PKK terör örgütüne mensup bazı klikler ile devrik rejim kalıntılarının kendilerine saldırdıklarını, üç askerin hayatını kaybettiğini” duyurdu.
Rakka’da DEAŞ’lı teröristlerin de tutulduğu bir hapishaneyi devretmek istemeyen YPG’li teröristler, Suriye Ordusu’na ateş açtı; çatışma yaşandı.
Suriye İçişleri Bakanlığı ise YPG’nin Haseke’deki bir hapishaneden DEAŞ mensubu tutukluları serbest bıraktığını açıkladı!
ABD, sayısız kez YPG’yi “DEAŞ’la mücadele” için hayati önemde gördüğünü beyan etmişti, değil mi?
Bir kez daha fena yakalandılar!
Suriye’nin kuzeydoğusunda PKK’ya devlet kurdurmak hedefiyle başından beri DEAŞ’ı manivela olarak kullanan ABD, her iki terör örgütünün de mühendisidir.
Ağustos 2021’de Afganistan’dan arkasına bile bakmadan kaçmak zorunda kalan ABD, bir süre sonra Suriye’deki hapishanelerden tahliye ettiği DEAŞ’lı teröristleri —yeni bir etiketle— Taliban yönetimine karşı savaşmaya yollamıştı ya…
Sonuçta, Yankilerin bu uzaktan kumandalı teröristleri Taliban tarafından berhava edilmişti.
Şimdi akıllardaki sual —hâliyle— şudur:
“10 Mart Anlaşması’na uymayan SDG, ateşkes sonrası imza attığı yeni anlaşmaya da uymazsa ne olacak?”
Anlaşmanın bozulması için hâlihazırda yapılan saldırılar, kontra ataklar da hesaba katıldığında bu soru daha ziyade önem arz ediyor.
SDG’nin Halep’ten süpürülmesi, sonrasında ise Suriye Ordusu’nun teröristleri bozguna uğratarak Rakka ve Deyrizor’da kontrolü ele geçirmesi, nihayetinde Haseke’ye girmesi…
Sualin cevabı hakkında net bir fikir veriyor olmalıdır.
SDG, yeni anlaşmanın gereklerini kusursuzca yerine getirmelidir; getirmek zorundadır.
Aksi hâlde, Suriye Ordusu’nun kendilerine ne yapacağı bugünden bellidir!
Bu saatten sonra…
Ne yaparlarsa yapsınlar beyhudedir.
Bu cadde çıkmaz sokak!
Türkiye’deki ve Suriye’deki terör sevicilerin alayı, her türlü kaybetmeye mahkûmdur.
Türkiye’nin başında; devlet aklı, ortak akıl ve istişare ile mümeyyiz Cumhur İttifakı vardır.
Tayyip Bey’den ve Devlet Bey’den Allah razı olsun.
Selametle.