Dünya, farklılıkların bir arada olduğu bir mozaik gibidir. Her birey, her toplum bu mozaikte kendine özgü bir renk ve şekil taşır. Ancak bu farklılıklar, çoğu zaman zenginlik olarak görülmek yerine çatışma ve ayrışma sebebi olabiliyor. Hâlbuki birlikte yaşama kültürü, hem...
Dün marketteyim, sepet elimde. Liste var, para var ama alışveriş bitmiyor bir türlü.Deterjan rafının önünde beş dakikadır duruyorum. Yirmi üç çeşit var. Dağ ferahlığı, okyanus esintisi, lavanta bahçesi… Arkamdan biri “pardon” dedi, çekildim. Sonra yine geldim rafın önüne. Hangi deterjan?...
Muhafazakârlık, tarih boyunca katı bir ideoloji olmaktan çok bir denge arayışı olarak var oldu. Geleneği kutsadı ama zamanı yok saymadı; değişimi reddetmedi fakat onu denetim altında tutmayı amaçladı. Bu yönüyle muhafazakârlık, sabit ilkeleri olan ama hayatın akışıyla birlikte esneyebilen bir...
Yozgat gibi küçük şehirlerde her zaman ve her şartta yatırımın iki adresi vardır:Gayrimenkul ve altın. Yozgatlılar, geriye kalan onlarca yatırım aracını bilir, takip eder. Kazanana “aferin”, kaybedene “senin adına üzüldüm” derler. Ama kendileri altından ve gayrimenkulden vazgeçmezler. Bunun en önemli...
Bir milletvekili çıkıp “maaşımız yetmiyor” dediğinde neye kulak kesilmeliyiz? Sözü söyleyenin partisine mi, aldığı ücrete mi, yoksa bu cümlenin istemeden açığa çıkardığı hakikate mi? AK Partili Milletvekili Mestan Özcan’ın kameralara yansıyan “maaş yetmiyor” çıkışı, ilk bakışta siyasetin gündelik polemiklerinden biri...
TBMM Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ’ın kayınvalidesinin cenazesine katıldım. Tekraren başsağlığı diliyor, taziyelerimi iletiyorum. AK Parti’nin Yozgat’taki kurucularından olan Bekir Bey, siyasetin her kademesinde görev almış, basamakları birer birer çıkarak kendine has bir siyasi hikâye oluşturmuştur. Esasen yükselişi, siyaset bilimi...
Bir şeyin ayıp kabul edilmesi, insanın utanma bilincinden kaynaklanır. Utanmanın bir duygu olduğu söylenir ve böyle bir duygumuz olduğu doğrudur. Fakat utanma duygusunun kaynağı, aklın kendisine ve başka şeylere dair ikinci farkındalığa sahip idrakidir. Yani kendi varlığına dair açık bir...
Suriye’de yaşananlar, DEM Partisi ve Kandil baronlarının makyajını akıttı. Nusaybin’de yaşanan Türk Bayrağı’na hakaret alçaklığı, kuşkusuz DEM’in hoyrat tutumuna dayanıyor. Türkiye, Suriye PKK’sının meşru yönetime gürültüsüz patırtısız bağlanması niyetiyle, Terörsüz Türkiye çabalarına karşı sergilenen direnç ve kışkırtmaları itidalle karşıladı. Hatta...
Değerli okurlarım, Bin yıllık şanlı tarihimizle birlikte oluşan kurumlar ve kurallar, Cumhuriyetimizin kuruluşu ile birlikte yok hükmüyle karşılaşıp yerine konulanların çoğunun kâğıt üzerinde kalmasıyla birlikte olanlar olmuş ve olmaya da devam ediyor. Cennetmekân Abdülhamid Han’ın tahttan indirilişi sırasında darbeci çetenin...
Günümüz dünyasında olmazların olduğunu daha çok göreceğiz. Hafta boyu Suriye ile yattık Suriye ile kalktık. Cumhurbaşkanımızın 10 yıl önce kesin bir dille ifade ederek tüm dünyaya ilan ettiği gibi Suriye’de devletimizin dediği oldu. Kendini dev aynasında gören ve gösteren PKK...
Bir bayrak sallanırken gökyüzünde, o ülkenin bağımsızlığını zikreder bir sağa bir sola. Sevinçlerin en yükseğine, acıların en derinine sessizce şahitlik eder. Kırmızısı yalnızca bir renk değil; dönmeyenlerin kanıdır. Beyazı ise yalnızca bir şekil değil; haklılığın ve umudun adıdır. Bu yüzden...
Yine yanıldınız, yine boşa konuştunuz, yine tek ayak üstünde kırk yalanla ortada kaldınız. Çubuklu ekran generallerinden Mister Babüroğlu, “Suriye dört parçaya bölünecek!” diyordu. Mister Ertürk ondan aşağı kalır mı?O da “Beş parçaya bölünecek!” iddiasındaydı. SDG/YPG/PYD/PKK terör örgütünün “laik yapısına” meftun...
Modern zamanların ruhunu ve kapitalizmin en karanlık yüzünü ifşa eden o meşhur söz, bugün bir kader çizgisi gibi alnımıza kazınmış durumda. “Bir ürüne bedel ödemiyorsanız, ürün sizsiniz demektir.” Bugün tüm dünyanın bu yalın ama ürkütücü denklemle yönetildiğini söylemek, sanırım abartı...
AK Parti’de “Tayyip Bey sonrası” üzerinden yürütülen tartışmalar, sadece siyasi bir arayış değil; liderlik, dava bilinci ve Türkiye tasavvurunun da yeniden okunmasını zorunlu kılıyor. Bu yazı, o tartışmaya içeriden bir bakış sunuyor. Son günlerin, hatta son ayların en önemli gündem...
İnsan, ateşe atılmadan pişmez. Kabuktaki buğday nasıl öğütülmeden ekmek olmazsa, gönül de acının değirmeninden geçmeden olgunlaşmaz. “İnsanlar yanarak büyür” sözü tam da buraya dokunur: İçten içe yanan dert, aslında içte saklı olan ışığı uyandırır. Yunus der ki: “Derdim bana derman...
Kul, kusur demektir… Kusursuz kul olmaz… Gel gör ki öyle bir zamana düştük ki, kiimse kusur kabul etmez oldu… Herkes kendini sütten çıkmış ak kaşık görüyor… Zeytinyağı gibi üste çıkmasını beceriyor, kimse hatasını kabullenmek istemiyor… Büyüklerimizin deyimi ile “kabahat samur...
İlk duyduğumuzda kulağa ürkütücü gelen bu söz, aslında bedeni değil, yükü anlatır: İnsanın taşıdığı sorumluluk, vicdan, hatıra, hak ve hukuk… Yani bir insanı yerinden etmek, harcamak, yok saymak; bir çuval patatesi sırtlamaya benzemez. Ağırlığı kaslara değil, topluma biner. İnsan yükü...
Bu topraklarda yüzyıllar boyunca hayat, gökten gelen ölçüyle anlam kazanmıştı. Hukuk, ahlak, aile, eğitim ve devlet düzeni; hepsi aynı kaynaktan besleniyordu. İnsan neyi yapıp neyi yapamayacağını sadece kanunlardan değil, hesap vereceği bir kudret bilincinden öğreniyordu. Batıya yönelişle birlikte bu merkez...