Gün, İran’ın bugüne kadar yaptığı şeytanlıkları dile getirme günü değil. Zira İsrail ve onun büyük destekçisi ABD, adım adım kapımıza yanaşıyor. Üstelik sıranın bize gelmekte olduğunu söylemekten de çekinmiyorlar.
Osmanlı Devleti’ni parçalayarak Ortadoğu’nun göbeğinde Filistin’e yerleştirilen İsrail, Arz-ı Mev’ud (Vadedilmiş Topraklar) söylemiyle İsrail’e topladığı Yahudilere, çoğunluğu ABD ve İngiltere’de bulunan Yahudi sermayedarların bekçiliğini yaptırıyor. Tahrif edilmiş Tevrat’ı ve Talmud’u da bu iş için aracı kılıyor.
Çoğu ateist olan Siyonistlerin İsrail’i bir din devleti hâline getirmelerinin ana nedeni, oraya topladıkları Yahudileri Musevilik üzerinden yönlendirerek Yahudi sermayesi için kullanmaktır. Yahudi sermayesi, büyük devletleri ve özellikle ABD’yi dünyanın tüm pazarlarını ele geçirmek için “güvenlik” söylemi üzerinden harekete geçirmektedir. Yahudi sermayesinin etkisi altındaki ABD, kimi zaman kendi güvenliğini, kimi zaman da Avrupa’nın güvenliğini öne sürerek her türlü yola başvuruyor. Ortadoğu’daki kolu olan İsrail de çevresini bu gerekçelerle baskı altına alıp ABD’nin çıkarlarına hizmet eder hâle getiriyor.
Ortadoğu’daki saldırganlığını sürdürebilmek için İsrail’in daha fazla nüfusa ihtiyacı var. Nüfus arttıkça toprak ihtiyacı da artıyor. Çeşitli stratejilerle dünya Yahudilerinin önemli bir kısmını İsrail’e toplamak isteyen İsrail devleti, bu nedenle topraklarını genişletmek durumunda kalıyor. Bunun için bölgede savaş ortamına ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle İsrail’in hedeflerine engel olmak isteyen hangi devlet varsa, ABD desteğiyle etkisiz hâle getiriliyor.
Bu çerçevede önce Körfez ülkeleri kontrol altına alındı. Bu ülkeler, ABD’nin söylediklerini yapmak zorunda bırakıldı. Mısır’da olduğu gibi, başa getirilmek istenen ve kendi halkına karşı dahi sert politikalar uygulayan birçok yönetici örneği ortaya çıktı.
Filistin, Lübnan, Irak ve Suriye’den sonra sıra İran’a geldi. İsrail’e en fazla karşı duran ülkelerden biri İran’dı. Bugün gelinen durum ortadadır. Rehberlerini ve üst düzey birçok ismi dahi koruyamadılar. Bu ülkelerin hiçbirinin artık ABD ve İsrail’e karşı güçlü bir direnç gösterebildiği söylenemez.
Bu durumda sıranın Türkiye’ye geleceği yönündeki değerlendirmeler dikkat çekmektedir. Bu nedenle bunu şimdiden dile getirmekten çekinmiyorlar. Erbakan Hoca, “İsrail güçten anlar.” derdi. Bu güce sahip olamayan ülkelerin hem ABD’ye hem de İsrail’e karşı direnebilmesi mümkün değildir.
Türkiye bunun farkındadır. FETÖ ihanetiyle Türkiye’nin kontrol altında tutulmaya çalışılması da bunun bir parçasıydı. O günden sonra savunma sanayimizi hızla güçlendirme çabası içine girdik. Ancak daha alınacak çok yolumuz var. İyi biliyoruz ki İsrail’e doğrudan dokunduğumuz anda karşımızda ABD’yi bulacağız…