Türkiye’de genel seçimin yapılacağı zorunlu tarihe 18 ay var. Seçimin erkene alınacağına şüphe yok. Bu da önümüzde yaklaşık bir yıl var demek. Yukarıdaki gelişmelerin bir kısmı doğrudan Türkiye’deki seçimlerle ilgili, bir kısmının akıbetini ise Türkiye’deki seçimler şekillendirecek. Yani Erdoğan’ın aday olamaması veya seçilememesi için ne gerekiyorsa yapılacak.
Geçmişteki seçimlerin birçoğu öncesinde sahnelenen uluslararası kaynaklı operasyonlar, hiç kuşkusuz bu seçim öncesinde de devreye girecek. Türkiye’nin etrafındaki kuşatma adım adım daralacak. Hedef Türkiye ama “hedefin Erdoğan olduğu” söylemi, hem uluslararası hem de ulusal bir bahane olarak öne sürülecek.
Fon Krizi’nin bu kuşatma operasyonu için son derece elverişli bir malzeme olduğuna şüphe yok. Muhalefet beceremese dahi uluslararası istihbarat örgütleri bu krizi Erdoğan aleyhine kullanmaktan çekinmeyecek. Hatta Fon Krizi bahanesiyle bir ekonomik saldırı bile devreye girebilir. Başta “Terörsüz Türkiye” projesi olmak üzere kırılgan sahalar provoke edilebilir ya da siyasi krizler de devreye alınabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkçası en kolay seçimine ilerliyor, dikensiz gül bahçesinde yürüyordu. Ama seçim yaklaştıkça riskler de artmaya başladı. Kuşatma daha da daralacak.
Kuşatma hem dışarıdan hem içeriden yapılıyor.
Bunu nereden mi anlıyorsunuz derseniz…
Sosyal medyada Yozgat’tan veya ülkemizin herhangi bir yerinden AK Parti adına paylaşım yapanların gönderilerinin altına yazılan yorumlardan…
AK Parti bu gidişata dur demek, önünü almak istiyorsa idari ve siyasi olarak yapacakları bellidir. İdari anlamda ne yapacağını üç aşağı beş yukarı anladık. Görev değişiklikleri ve yargı süreçleri… Peki, siyasi olarak ne yapmalı? Çözüm çok basit:
Hemen kongre takvimini başlatmalıdır. Belde, ilçe, il ve büyük kongre süreçlerini önümüzdeki üç ay içerisinde tamamlamalıdır.
Yapmazsa ne olur? Orta sahada top çevirerek gol atılmaz, rakip yenilmiş olmaz. Büyük bir çınar ağacına dönüşen AK Parti, serencam hikâyesine ancak böyle devam edebilir.
Ayrıca kamuoyunda üç ana başlıkta toplayabileceğimiz büyük sıkıntılar vardır:
Terörsüz Türkiye çalışması
Fon Krizi
Azerbaycan’la aramızda oluşan başörtüsü krizi
İlk ikisi bana göre üçüncüden daha büyüktür.
Azerbaycan ve Türkiye arasında adı konulmamış, tek taraflı bir gerilim var.
Önce, 2 Ekim’de partisinin kongresinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, “Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin. Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün.” dedi. Karabağ Zaferi’ni kendilerinin tek başına elde ettiklerini, silahları parayla aldıklarını vurguladı.
Aliyev bu sözleri kime söyledi, muhatabı kimdi, hâlâ bilinmiyor. Ancak yorumlar, muhatabın Türkiye ve Erdoğan olduğunu iddia ediyor.
Aliyev’in muhatabı belirsiz sözlerinin ardından Azerbaycan’da okullarda başörtüsü yasağı uygulanmaya başladı. Türkiye’de medya ve sosyal medyada bu yasağa karşı ağır eleştiriler geldi. Azerbaycan yetkilileri, siyasi partiler, resmî medya kuruluşları ve devlet kontrolündeki medya ve sosyal medya hesapları bu eleştirilere sert tepki gösterdiler.
Azerbaycan tarafında konu, Türkiye’nin, kardeşliğin, hatta tarihin bile sorgulanmasına kadar gitti. Yetmedi, Türkiye’den yedi kişi için yorumları nedeniyle uluslararası yakalama kararı çıkarıldı. Bu da yetmedi, İsmail Kılıçarslan, Yusuf Kaplan ve Yaşar Yavuz gibi dostlarımızın da içinde bulunduğu 31 kişiye yorumları nedeniyle “Azerbaycan’a giriş yasağı” getirildi.
Türkiye, bilinçli ve sistemli şekilde yükseltilen gerilime karşı soğukkanlılığını muhafaza ediyor, hatta alttan alıyor. İyi niyetin göstergesi olarak bazı sosyal medya hesapları kapatıldı, görevden almalar bile oldu. Hükümetten ve AK Parti’den üst üste kardeşlik vurgulu açıklamalar yapılıyor.
En son Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aliyev’i aradı ve Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne Aliyev’i bir kez de sözlü olarak davet etti. İki tarafın görüşmeye ilişkin yaptıkları açıklamalar olumlu. Yine de Aliyev’in zirveye gelip gelmeyeceği henüz belirsiz.
Azerbaycan tarafının tırmandırdığı, Türkiye’nin ise alttan aldığı gerilim, son derece açık ki başörtüsü yasağından ve bu yasağa verilen tepkilerden kaynaklanmıyor. Başka bir şey var, bir şeyler pişiyor, bir kurgu sahneye konuluyor. O meşhur film repliğiyle söylersek, “Bir cisim yaklaşıyor.”
Selametle.