Kalbin yakıtı zikirdir. Kalp zikirle yüreğe dönüşür; yürek devlete, devlet merhamete, merhamet medeniyete, medeniyet irfana… Zikretmeyen kalp kapı gibi gıcırdar, yağlamak lazım. Bir kalbimiz varsa onu büyüterek yürek yapmamız lazım. (Bülent Akyürek)
40 gündür devam eden ABD/İsrail–İran savaşı, 15 günlük bir ateşkese açılan bir kapının gıcırtısıyla şimdilik sona erdi.
Tam burada “Ne oldu şimdi?” sorusu önem kazanıyor. Aslında durumu kısaca, o meşhur “Biz bu şeyi (!) niye yedik?” sorusuyla biten ağa-maraba yolculuğu misaliyle anlatmak mümkün. Ancak bu tavır, başta hayatını kaybedenler olmak üzere Hz. insana haksızlık ve saygısızlık olur.
Görünen o ki savaş denen o insanlığın yüz kızartıcı suçunu işlemek için kuru akıl ve bir türlü yüreğe dönüşmeyen kalp sahiplerinden olmak gerekiyor.
İnsan hayatını hiçe sayarak, insan onurunu zedeleyecek eylemlerde bulunmak; bin yıllardır birike birike, direne direne günümüze ulaşan tarihi değerleri yok etmek… İnsanın kullanımına sunulmuş, modern dünyada onlar olmazsa sanki hayatta olmazmış kabulüne dayanan altyapıları, ulaşım ve iletişim sistemlerini, meskenleri, konutları, doktora ve ilaca ulaşımı yok etmek ancak yüreksiz adamlar ve devletler tarafından yapılabilir.Yüreksizler de katman katman, anlayacağınız.
Mesela Yahudiler (sadece İsrail değil ha!) yüreksizlik yarışında birinciliği hiçbir zaman hiç kimseye kaptırmazlar. Trump’lı ABD, İsrail’le yarışmaya kalktı; bütün üstünlüklerine ve fazlalıklarına rağmen Yahudileri geçemedi…
İran ise yalpalayıp durmakta.(Yanlış anlaşılmasın; ABD ve İsrail karşısında İran devleti ve halkı mazlumdur. “Okyanuslarda bir keçe parçasını ıslatacak su parçası kalıncaya kadar zalimin karşısında ve mazlumun yanında olacağız” düsturu gereği bizim yerimiz de İran’ın yanıdır.)
Mesela “Bize her yer Kerbela, her gün Aşure’dir” anlayışıyla/propagandasıyla insanları sanki gönüllü olarak ölüme çağırması/göndermesi…
Oysa biz Müslümanlar, ölüm geldiğinde “başımız gözümüz üstüne” deriz; lakin ölümü çağırmayız/çağıramayız.
İlla şehitlik var diye ölümü ciddiye almayanlar, korkarım şehitlere yoldaş olma olgunluğuna erişmeden dünyadan ayrılırlar…
“Eğer kalp belleğin ve hatırlamanın organıysa, dijital çağda tamamen kalpsiziz. Büyük miktarda veri ve bilgi depoluyoruz, ancak anıların peşine düşmüyoruz. Her türlü ‘sonsuzluğa’ sırtımızı dönüyoruz. Sadakat, sorumluluk, söz verme, güven ve bağlılık gibi zaman alan uygulamalara tövbe ediyoruz. Geçicilik, kısa vadecilik ve tutarsızlık hayata egemen oluyor.”
Selametle.