Bazı dosyalar vardır… Açıldığı an sadece bir kişiyi değil, koca bir yapıyı tartışmaya açar.
Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında yürütülen soruşturma tam olarak böyle.
Dosyada ne var?
Suç örgütü kurma iddiası, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma… Ve süreç tutuklamayla sonuçlandı.
Ama mesele sadece dosya değil.
Asıl kırılma başka bir yerde yaşandı.
Polis kapıya dayanıyor…
Kapı açılıyor…
Üzerinde sadece havlu.
Ve içeride, otele kaydı bile yapılmamış, 21 yaşında bir belediye çalışanı.
Şimdi buna “özel hayat” denilebilir mi? Denemez.
Çünkü burada mesele iki kişi değil.
Burada açık bir güç ilişkisi var.
Bir taraf belediye başkanı, diğer taraf onun çalışanı.
Bu tabloyu kimse “özel alan” diye paketleyemez.
Bir de üstüne şu var…
Polis geldiğinde o kadının orada olduğunun bilinmemesi… Bu başlı başına başka bir skandal.
Ortaya çıkan tablo öyle sıradan bir tablo değil.
İnsanın aklına ister istemez şu geliyor:
Gücün denetimsiz kaldığı yerde, küçük ölçekli bir “yerli Epstein” düzeni mi kurulmuş?
Evet, polis kamerası görüntülerinin servis edilmesi ayrı bir tartışma.
Orası yanlış. Eleştirilmesi gerekir. Hatta soruşturulması…
Ama o görüntülerde görülen tabloyu da yok sayamayız. Asıl mesele orada.
Özgür Özel çıktı, görüntülerin servis edilmesini eleştirdi.
Bir yere kadar haklı olduğu yer var.
Ama meselenin kendisine gelince… Orada ciddi bir sessizlik.
Olay patlıyor… Günler geçiyor… Sonra “üyelik askıya alındı.”
Klasik CHP: Önce bekle, sonra adım at.
Oysa bu dosya “bekle-gör” dosyası değildi.
Daha hızlı, daha net bir duruş beklenirdi.
Bir de şu “demokrasi çadırı” meselesi…
Belediyenin önüne çadır kurulmuş, sahip çıkılıyor.
Sormak lazım: Hangi demokrasi?
Rüşvet iddiaları mı demokrasi? İhale tartışmaları mı?
Ortada bu kadar ağır bir tablo varken refleks olarak savunmaya geçmek…
Bu, siyaset değil. Bu, körlük.
Daha vahimi şu: Bu iş yeni değil.
Uşaklı bir gazeteci aylar önce bu ilişkilere dair ifşaat yapmıştı.
Videolar dolaşıyordu. WhatsApp gruplarında herkes konuşuyordu.
Yani bu dosya “bir anda” patlamadı. Geliyorum dedi. Ama kimse duymadı. Ya da duymak istemedi.
Şimdi daha kritik bir soru:
Özgür Özel’in, Grup Başkanvekilliği döneminde Yalım’la olan yakınlığı.
O da problem… Her sözde mağdur, Özel’in yakın dostu!
Ya da… Özel mağdur edebiyatını iyi içselleştirmiş.
Ama… Bu başlık konuşulmadan bu dosya kapanmaz.
Çünkü siyaset sadece bugünü değil, geçmişi de taşır.
Ve ister istemez şu soru geliyor akla: Yalım konuşursa ne olur?
Bir de büyük resim var.
Bugün CHP’nin bir davası daha var.
Ve artık tablo şu noktaya geldi:
Benzer nitelikte bu kadar dosya… Bu neyin mağduriyeti?
Hepsi mi haksızlık? Hepsi mi iftira?
Sürekli aynı savunma:
“Siyasi operasyon.”
“He” diyesi geliyor insanın…
Gerçekten herkes iyi mi?
CHP, Türkiye’nin en önemli belediyelerini kazandı. En demokratik şekilde.
Vatandaş anahtarı verdi. Ne için? Hizmet için.
Peki şimdi ne konuşuluyor?
Rüşvet, ihale, skandal, görüntü…
Bu tabloyla nereye?
Daha neyin cumhurbaşkanlığı?
Onca yolsuzluk iddiası, onca dosya, onca şaibe…
Bu yükle nasıl güven inşa edilecek?
İktidar zaten ekonomik krizle yıpranıyor.
Seçmen alternatif arıyor. Ama karşısına çıkan tablo bu:
Kendi iç krizleriyle boğuşan bir muhalefet.
Ve her seferinde aynı döngü: Skandal, savunma, gecikmiş adım.
Netice şu:
Bu artık tek bir belediye meselesi değil.
Bu, bir yönetme biçimi meselesi.
Ve en önemlisi… bir güven meselesi.
Böyle giderse, Emine Ülker Tarhan da toparlayamaz.
Selametle.