Sevgili okur, yukarıdaki cümleyi yanlış okumadın… Evet, birazdan okuyacağın satırları aklımla değil, duygularımla yazdım. Çünkü… Yazı için klavyenin başına oturduğumda, ne yazsam yazsam dedim ki; aklımı geriye, duygularımı önde yansıtmayı daha doğru buldum.
Evet, bugün duygusal olarak oldukça doluyum… Nasıl dolu olamam ki? Söyleyin bana… İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın yıkılabileceğinin konuşulduğu bir ortamda sakin olunur mu?
Sanki bu yetmezmiş gibi, aşağılık güruh Kabe’nin yıkılmasını da konuşuyormuş. Bunun konuşulduğunu yazıyı hazırlamadan önce televizyonda duydum.
Aslına bakarsanız, bunun konuşulması bile en büyük suçtur. Yahu, İslam alemi bunları söyleyen alçakları susturmaktan aciz midir? Halbuki 2 milyar inanan insan var. Müslüman var. Biz bir araya gelsek, bu aşağılıkları tükürüğümüzle boğarız ya…
Maalesef bir araya gelemiyoruz. Çünkü aramıza yersiz engeller atılmış.
Unutulmasın ki, o ahirette de çok ağır bir hesap bulunuyor. Kanaatimce, biz sadece bu Ramazan ayının hesabını veremeyeceğiz. Buna itiraz edenler, şu kutlu günlerde etrafımızda yaşananlara ve aşağılıkların konuştuklarına bakıversinler…
Şimdi soracağım sorunun muhasebesini herkes iç aleminde yapsın: Etrafımızda yaşananlar ve aşağılıkların bu konuştukları karşısında ben ne yapıyorum?
Mesela düşmanın ürünlerini protesto ediyor muyum? Sorun kendi kendinize: Bu kadar basit bir eylemi yapıyor muyum, diye…
Hz. İbrahim’in ateşini söndürmeye gitmeye karınca misali…
Selametle