Türkiye’nin en büyük partisi şu an emekliler; sayıları yaklaşık 17 milyon…
Türkiye’de hayatta kalma mücadelesinin yeni adı: Emeklilik.
Yıllarca çalışan, alın teri döken, vergisini eksiksiz ödeyen milyonlarca insan bugün emekli olduğunda huzuru değil, geçim korkusunu yaşıyor. Emeklilik, olması gerektiği gibi dinlenme ve güven duygusu sunmak yerine, belirsizliklerle dolu bir sürece dönüşmüş durumda.
Bu korkunun merkezinde ise tek bir kavram duruyor: Prim gün sayısına bağlı maaş adaletsizliği.
Aynı yerde çalışmış, aynı tozu yutmuş, aynı vardiyalara gitmiş iki insan… Aralarındaki tek fark prim gün sayısı. Mantık şunu söyler: “Daha çok prim, daha yüksek maaş.” Ancak uygulamada tablo hiç de böyle değil.
Aradaki maaş farkı ya yok denecek kadar az ya da sistemin karmaşık hesapları içinde tamamen eriyip gidiyor. Bu sorun yalnızca matematiksel bir hesaplama problemi değil, derin bir vicdani yara. Çünkü emeğin değeri rakamlarla küçüldükçe, adalet duygusu da zedeleniyor.
“Ne kadar çalışırsan o kadar kazanırsın” anlayışı, sosyal devletin temellerinden biridir. Ancak prim gün sayısı ile maaş arasındaki bağ zayıfladıkça, sistem emeği değil, tesadüfü ödüllendirir hâle gelmiş durumda. Bu durum, hâlihazırda çalışmakta olan herkesin zihninde devlete karşı güven sarsıcı sorular bırakmaktadır.
Yirmi beş yıl ağır işte çalışan birinin maaşı ile, prim yatırarak daha az prim gün sayısıyla emekli olmuş birinin aynı maaşı alıyor olması adalet değildir. Sosyal devlet matematikle değil, vicdanla yönetilir.
Emekliler uzun yıllar boyunca devlete yükmüş gibi gösterildi. Oysa onlar zamanında vergisini ödeyen, üretime katkı sunan ve bugün de tüketimiyle ekonomiyi ayakta tutan bir kesimdir. Şu an sessiz bir kırgınlık var. Kimse bağırmıyor, sokağa dökülmüyor; ama herkes içten içe aynı soruyu soruyor:
“Ben bu kadar yıl neden çalıştım, emeğimin karşılığı bu mu?”
Alma–verme dengesinde emeğinin karşılığını alamayan emekliler üzgün ve yorgun. Adalet, herkesin eşit maaş alması değildir; herkesin emeğinin karşılığını almasıdır. Eğer bu sistem bunu sağlayamıyorsa, sorun emeklide değil, açıkça sistemin kendisindedir.
Emekliler lüks istemiyor. Ne ayrıcalık ne de imtiyaz talep ediyorlar. Tek istekleri; ödedikleri primin, verdikleri emeğin gerçek karşılığını almak. Çünkü emeklilik bir sadaka değil, alın terinin gecikmiş maaşıdır.
Ve alın teri ancak adaletle kurur.