enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
43,2788
EURO
50,2872
ALTIN
6.420,76
BIST
12.569,80
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Yozgat
Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Yozgat
2°C
Karla Karışık Yağmurlu
Cumartesi Az Bulutlu
-5°C
Pazar Hafif Kar Yağışlı
-6°C
Pazartesi Çok Bulutlu
-5°C
Salı Parçalı Bulutlu
-4°C

“Ateşten geçmeden ışık olmaz”

“Ateşten geçmeden ışık olmaz”
16.01.2026
A+
A-

İnsan, ateşe atılmadan pişmez. Kabuktaki buğday nasıl öğütülmeden ekmek olmazsa, gönül de acının değirmeninden geçmeden olgunlaşmaz. “İnsanlar yanarak büyür” sözü tam da buraya dokunur: İçten içe yanan dert, aslında içte saklı olan ışığı uyandırır. Yunus der ki: “Derdim bana derman imiş.” İlk duyduğumuzda zor gelir bu söz. Çünkü biz derdi uzak tutmak isteriz. Oysa dert, kapıyı çalan misafir gibidir; gönle girer, evi dağıtır, fakat giderken ardında hikmet bırakır. Kişi, o dağılan yerlerden kendini yeniden kurmayı öğrenir. İşte büyüme burada başlar. Ali Semerkandî’nin öğrettiği gibi, teslimiyet yenilmek değildir. Teslimiyet, “Ben her şeyi kontrol edemem, ama Rabbimin elindeki her şey bana tam vaktinde gelir” diyebilmektir. İnsan, işte bu sözle yanmanın içindeki serinliği fark eder. Ateş vardır ama yakmayan ateştir; yakar görünen ama içten içe arındıran bir hâldir.

Mevlana, ateşe pervane gibi koşan gönlü anlatır. Çünkü pervane ışığı görünce dayanamaz; yanacağını bilir ama yine de gider. Aşkta da böyledir insan. Bir şeye gerçekten değer verdiyse, korkusunu da alıp içine yürür. O yürüyüşte eski benlik yanar, yeni benlik doğar. “Hamdım, piştim, yandım” sözü, bir hayatın özetidir aslında.

Tasavvuf yolunun sükûtu şunu fısıldar: İnsan acıdan kaçtıkça uzar yol, acıyla yüzleştikçe kısalır. Kırıldığın yer, ışığın girdiği yerdir. Kayıplar, yalnızlıklar, geceler… Hepsi birer öğretmen. Gönül, o öğretmenlerle karşılaşınca önce daralır, sonra genişlemeyi öğrenir.

Nefes, bu yolculuğun gizli anahtarıdır. Nefeste nefis terbiye olur; kişi, her derin nefeste içindeki taşkınlığı yumuşatır, dilini ve gönlünü sakinliğe teslim eder. Doğru alınan nefes, içte bir ateş uyandırır; o ateş, insanın omuzuna çöken sıkıntıları, yüreğine çöreklenen karanlık duyguları ve bedenine yük olan hastalıkları bir bir yakıp kül eder. Yanış, bedene değil; nefsin kabuğunadır.

Büyümek, dışarıdan bakıldığında sessiz bir iştir. Kimse alkışlamaz. Kimse “Aferin, bugün yine canın acıdı” demez. Ama insan, kendi içine baktığında fark eder: Bir şey değişmiştir. Eskiden kızdığına şimdi şefkat duyar, eskiden yakıcı gelen sözlerin ardındaki sırra kulak verir. Bu da yanmanın meyvesidir.
İnsan, ateşten korkarak değil; ateşin içindeki anlamı görerek büyür. Yandıkça, “Ben kimim?” sorusu derinleşir. Ve gün gelir, acının da bir görevli olduğunu anlarsın. Sonra dua diline şu cümle yerleşir: “Beni yakma, beni bende yak.” Çünkü gerçek yangın; eşyada değil, nefsin kabuğundadır.

Ve işte o vakit kişi şunu hisseder: Yanmayı öğrendim, o yüzden söndürülmem artık. Acıyı tanıdım, o yüzden korkmam artık. İçimde bir od var şimdi; hem yakıyor hem ısıtıyor.
İnsanlar yanarak büyür…

Ateşten geçmeyen, ışığın değerini bilemez.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.