Maduro’nun ve eşinin kaçırılmasıyla birlikte, Trump’ın gövde gösterisi sahnede yerini aldı. Bağımsız bir ülkenin devlet başkanının mafya usulüyle kaçırılması, Trump’ın tüm dünyaya açıkça verdiği şu mesajı ortaya koydu. “İstediğim ülkeyi, istediğim şekilde işgal ederim.” Bu tavır, Trump’ın ukala ve pervasız yönetim anlayışını bir kez daha gözler önüne serdi. Karnına dünyaları doldursa doymayacak kadar iştahlı, gözü doymayan Trump’ın bu operasyonuna açık destek veren tek isim Netanyahu oldu ve sonuçtan son derece memnun göründü. Ancak hiçbir gerekçe, ABD’ye bir ülkenin devlet başkanını kaçırma hakkı vermez.
Gerçi Venezuela Devlet Başkanı Maduro’da karnesi temiz bir lider değil. Bilindiği üzere Venezuela, petrol açısından son derece zengin bir ülke; fakat halk derin bir fakirlik içinde yaşıyor. Hakkında insan hakları ihlalleri, uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları ve milyar dolarlık ödül söylentileri bulunan Maduro, zaten yıllardır “yakalanması gereken” bir lider olarak lanse ediliyordu. Fakat her söylenti, her zaman gerçekleşmiyor. Uluslararası sistem, işine gelmeyen diktatörleri yakalamakta her zaman aynı iştahı göstermiyor. Tam da bu noktada Donald Trump devreye giriyor. Trump için Maduro, bir kampanya malzemesinden ibaret. “Bir tek ben yakalarım” söylemiyle bu meseleyi güç ve şov aracı olarak kullanmaktan çekinmedi; adeta politik bir afişe dönüştürdü. Çünkü Trump’ın politikası adaleti temsil etmiyor; görüntü, reklam ve gösteriş üzerine inşa ediliyor.
Afganistan işgalinde yaptığı rezillikler henüz unutulmamışken; “demokrasi götürüyoruz” vaadiyle Irak’ı parçaladı, Libya’yı böldü, Suriye’yi perişan etti. Netanyahu’yu destekleyerek Gazze’de yaşanan drama ortak oldu. Kısacası, karnesi eksilerle dolu. Ona göre kimsenin yapamayacağı “devrimler” bunlar. Yetmedi; sırada Meksika, Küba, İran ve Kolombiya olduğunu da böbürlenerek medyanın önünde paylaştı. Bu kibrin sonunda doğacak felaketin, Türkiye’ye hiç uğramayacağının da bir garantisi yok. Uyanık olmakta fayda var.
Dünya petrol rezervlerinin en büyüğü Venezuela’da. Yoksa dert Maduro ya da onun yönetimi değil. Asıl mesele, Venezuela petrolünün satışını ABD’nin kontrol etmesi fikrinin Trump’ın iştahını kabartması. Hatırlatmak gerekir ki dünya tarihinde tüm dünyaya hâkim olma hayali, birçok imparatorluğun çöküşüyle sonuçlanmış. Bu azgınlığın da bir gün çöküşle sonuçlanmayacağının garantisi yok. O yüzden kimin, ne zaman, ne olacağı belli olmaz.
Eee mağrurlanma padişahım; senden büyük Allah var…